Eski resimlerde ve filmlerde dikkat çekmeyen bazı ayrıntılar artık insanların ilgisini çekmeye başlamıştır. Şarlo filmindeki garip davranışlı kadın haberini daha önce sitemizde yayınlamıştık. Şimdiki haberimiz bir fotoğrafla ilgili.

Kanada’dan yayın yapan Virtual Museum isimli sanal müze sitesinde yayınlanan aşağıdaki resimde sel felaketinden sonra yeniden inşaa edilen South Fork Köprüsünün açılışındaki kalabalığı görülmaktedir.

Resimde köprünün açılışını ilgi ile izleyen vatandaşların arasında genç bir adam hemen dikkat çekmektedir.

Bu adamın taktığı gözlük ve üzerindeki elbiseleri resmin çekildiği 1940 yılında kullanılmayan, modern şeylerdir. Matrixvari gözlüğü, üzeri yazılı tişörtü ve üstündeki süeteri yakın tarihlerin modasını yansıtır.

Fotoğrafdaki adamın zaman yolcusu olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu görüşe karşı çıkanlar bu tür gözlükleri Babara Stanwyck’in 1920lerde oynadığı “Double Indemnity” isimli filminde de kullanıldığını, üzerindeki baskılı tişörtün spor takımı forması olabileceğini söylemektedirler. Ancak bu şahsın elindeki portatif fotoğraf makinesinin modern görünüşüne bir açıklama getirememektedirler.

Resimde elinde dijital fotograf makinesi tutan yabancı bir photoshop hilesi midir? Zaman Yolcusu mu? Yoksa üzerinde durulmaya değmez bir ayrıntıdır? Yorumu Saklısite ziyaretçilerine bırakıyoruz

Bazı internet siteleri ve ufo kitaplarına göre en büyük bilimsel ört-bas Dropa halkının 12.000 yıl önce günümüzde Çin ve Tibet sınırında bulunan Baian Kara Ula Dağlarında yaşamış Dropa ve Ham ırklarının yaşadıklarını anlatan disk kayıtlarıdır. İnanılması imkansız bu olay bilimsel bir gerçek midir? İnsanlardan saklanan bir sır mıdır? Yoksa basit bir aldatmaca mıdır? saklı Site olarak bunu araştırdık…

İNANILMAZ KEŞİF
1938 senesinde Çinli Profesör Chi Phu Tei önderliğinde yürütülen arkeolojik keşif gezisinde Baian Kara-Ula Dağındaki mağaralarda bilinmeyen bir ırka ait mezarlar bulunmuştur.

Oldukça kırılgan olan iskeletlerin kafatasları gelişmiş ve vucutlarına göre hayli büyüktü. Önceleri maymunlara ait olduğu düşünülen bu iskeletlerin mezarlarda gömülü olması ekibe ilginç geldi. Mağara duvarlarında güneş, ay ve yıldızlara ait bir çok çizim keşfedildi.

Arkeologlar tozlu zemine saplı çok sayıda taş diski kazarak açığa çıkardılar. Plakları anımsatan dislerin ortasında bir delik ve merkezden kenarlara giden spiral ince çizgiler vardı. Sanki taş diskler günümüz plaklarını veya CDlerini anımsatıyordu.

İşin en korkunç yanı yapılan tetkiklerde diskleri yaşının 10-12 bin yıl olduğunun anlaşılmasıydı. Bilim dünyasını sarsacak bu disklerden 716 adet bulundu. 2 cm kalınlığında ve ortalama 25 santi çapındaki bu disklerin aslında uzaylı bir ırkın tarihi kayıtları olduğu 20 yıllık bir çalışma sonunda 1962 senesinde Dr. Tsum Um Nui tarafında ortaya çıkaılacaktır. Çözülen yazılarda anlatılanlar o kadar sansasyoneldi ki, Pekin Akademisi sonuçları yayınlamaı reddetti ve hatta bu buluş hiç olmamış gibi sessiz kalmayı tercih etti.
DİSKLERİN İÇERİĞİ:
Bu disklerde ne mi yazıyordu:
Taş diskler uzak bir gezegenden gelerek Dünyada mahsur kalan ve kendilerine Dropa adını verdikleri dünya-dışı bir ırkın vakarüsleriydi. Gemiler Baian Kara-Ula dağlarına düşen Dropalı gezginler mağaralar sığınarak buralarda yaşamlarını sürdürmeye başlamışlardı.

Oldukça uysal ve barışçı olan Dropalar yerli Ham kavimleri tarafında yanlış anlaşılarak düşman kabul edilmiş ve Ham insanları Dropaları avlayıp öldürmeye başlayacaklardır. Zamanla Ham kavmi ile Dropa arasında iletişim kurulacak ve bu anlamsız savaş sona erecektir.

Olay Batı basınında ilk olarak 1968 senesinde Sputnik Dergisine bir makale yazan Rus dil uzmanı Dr. Viatcheslav Zaitsev sayesinde duyulacaktır. Taşları inceleme fırsatı bulan Dr. Zaitsev bunların yüksek konsantrasyonda kobart ve ender bulunan bir kısım metaller içerdiğini anlayacaktır. Osilograf testinde taşların salınım ritmi dünyadaki hiç bir nesneye benzemediği tespit edilecektir.

Ayrıca kemikler üzerinde yapılan tetkiklerde dünyada yaşayan hiç bir ırkla akrabalık bağı kurulamamıştır. Daha sonra Daniken ve Kolosimo gibi Antik astronot Teorisyenlerinin savlarına malzeme olacak olan bu keşif unutulup gidecektir. İnternetin yaygınlaşmasıyla yeniden gündeme gelen keşif hakkında Stupnik Dergisindek makale içeriği sakız gibi tekrarlanıp duracaktır.

Ta ki 1974’te, Avusturyalı mühendis Ernst Wegerer’in Xian’daki Banpo Müzesine bu disklerden ikisini getirdiği açıklanana kadar yeni bir bilgi bulunmayacaktır. Wegerer disklerin 4 adet fotoğrafını çekmiştir.Müze yetkilileri diskleri teşhir etmeyi reddetmiş ve gelen araştırmacılara da kaybolduğunu veya tahrip olduğunu söylemişlerdir.

İçinde çok sayıda Türkçe internet sitelerinin bazı yazılarında söylediği gibi bu “tarihin en büyük ört-bas olayı” mıydı. Yoksa farklı bir şeyler mi vardı?

EFSANE BÖYLE BAŞLADI:
1962 senesinde Alman Das Vegetarische Universum (Vejeteryan Kainat) ismli derginde Çin ve Tibet arasındaki bölgede bulunan uzaylılara ait disklerden bahsetmiştir. Makalenin yazarı Reinhardt Wegemann şunları söylüyordu;

“Tibetle Çin sınırları arasından bulunan Baian Kara Ula Dağlarındaki bölgede çok sayıda mağara vardır. 25 yıl önce burada üzerlerinde garip hiyeroglifler yazılı tabletler bulundu. Binlerce yıl önce sert kayadan tabletler üzerine henüz bilinmeyen bir metodla bu yazılar kazınmıştır”

1964 senesinde aynı içerkli yazı bu kez Alman UFO dergisi UFO-Nachrichten’de yayınlanacaktır.Böylece Dropa efsanesi Batı basında meşhur olacaktır. Almanca makale bu kez Rus Dergisi Neman’da yayınlacak ve efsanenin anavatanı 1968’de öğrenecektir! Böylece aynı içerikli yazı sadce ırkın adı Dzopa,Dhzopa, Dzohpa, Dhropa, Dropa şeklinde değiştirilerek yayınlanmaya ve başkaca ülkelerin medyasında da duyulmaya başlanacaktır.

YALANCILAR KADAR ŞÜPHECİLER, İNANANLAR KADAR ARAŞTIRANLAR DA VAR:
Bu haberle ilgili ilk şüpheler 1973 senesinde meşhur “Flying Saucer Review” dergisi direktörü Gordon Creighton tarafından sorgulanmaya başlanacaktır. G. Creighton yaptığı araştırmada 1938 senesinde, öncesinde ve sonrasında Baian Kara Ula Dağlarında keşif yapıldığına dair hiç bir kayıt bulamayacaktır.Ayrıca Prof. Chi Pu Tei isminda hiç bir Çinli profesör olmadığını açığa çıkaracaktır.Tsum Um Nui veya onun raporuna ulaşmaya çalışacaksa da başarılı olamayacaktır.
1979 senesinde Sungod in Exile isimli kitabında David Agamon tarafında yazılan keşfe ilişkin yazı ve resimlerin de birer aldatmaca olduğu Fortean Times isimli meşhur İngiliz dergisi tarafında ortaya çıkarılacaktır.

SAKLISİTE’NİN YORUMU:

Kısacası Dropa Efsanesi tamamen hayal-ürünüdür. Yukarıda anlatılan olayıların olduğuna dair kaynağı belli olmayan bir kaç asparagas dergi makalesi ve ne olduğu belli olmayan bir kaç disk resmi dışında hiç bir ciddi ve bilimsel kayıt bulunmamaktadır. Olayıda bahsi geçen isimlerde sahıslar bulunmamakta, ortada da maddi hiç bir delil bulunmadığı gibi inandırıcılıkta uzak bir şehir efsanesi dışında tek sayfa yazı da yoktur. Olayı açığa çıkaran iki profesör düşünün ki, tek bir bilimsel çalışmada adı geçmeden bu ünvanı kazanmış olsunlar ve hiç bir üniversitede çalışmıyor olsunlar…

Öyküde mantık hataları da çoktur. Örneğin;

Uzay gemisi ile dağa düşen uzaylılar neden koca koca taşları oysunlar. Böylesi ileri bir teknoloji sahibi ırk niye daha kolay bir yol seçmemiştir?

Kendilerine düşman bir dünyaya neden kayıt bıraksınlar?

Bir çok eski medeniyetin yazısı çözülemezken bu yazı nasıl okunabilmiştir. Eski yazıların çözümünde Rosetta Taşı denilen bir metod kullanılır. Bu metodta okunamayan yazı okunabilen yazılarla karşılaştırılır. Uzaylı dilini içeren bu yazılar hangi okunabilmiş dünya-dışı yazılarla karşılaştırılmlştır?

Diskler, kemikler nerededir? Saklandıkları kabul edilse de mağaralar hala yerinde duruyor. Niçin gidilip yeri bulgular aranmamıştır.

Taşlar ortada yokken Rus Dr. Zaitsev nasıl tetkik yapabilmiştir?

Niçin kaynaklarda 23 cmlik Kaşar Peyniri Tekeri çapında olduğu yazılan diskler resimlerde Değirmen Tekeri iriliğindedirler?

İnternette dolaşan Dropalılara ait fotografı 12.000 yıl önce hangi medya fotografçısı çekmişti (Bu doğru ise taşlarda daha önemli bir ört-bas var demektir)

En iyisi Dropaları Gar-dropa kaldırmak ve gerçek bir öykü gibi ballandıra ballandıra anlatmaktan vazgeçmek.

KAYNAK   ; Saklı Site (Kaynak Göstermeden Alıntı Yapmayın. Kaynak göstermeniz halinde çalmamış olacaksınız. Basit bir şekilde siteyi kaynak olarak yazmak “Hırsız” olmaktan iyidir)

Haritacılık ve keşifler tarihinde meşhur bir çok harita vardır. Piri Reis haritası gibi. Bunlardan bir de bizim ilgimizi çekti. 16ncı yüzyılda yaşamış olan İsveçli Din Alimi ve kaşif Olaus Magnus tarafıdan derlenen Carta Marina da bunlardan bir başkasındır. Ve bir çok gizemi barındırır.

Carta Marina yani “Deniz Haritası” isimli harita Batı’da çok bilinen ilginç bir çalışmadır. 16ncı yüzyılda Olaus Magnus (1490-1557) tarafından hazırlanan harita Kuzey Memleketleri hakkında oldukca detaylı bilgiler vermektedir. Harita deniz canavarları ile dekore edilmiştir. Bu canavarların göründüğü yerler haritada tek tek işaretlenerek haritayı kullanacak denizcilere dikkat etmeleri gereken kritik bölgeler hatırlatılmıştır.(Bu yazıyı http://saklisite.wordpress.com dan çaldım)


Kriptozoologlar arasında iyi bilinen haritada örneğin aşağıdaki gibi girdaplar gösterilmiş;

Aysberglerin bulunduğu alanlar hatırlatılmıştır.(Bu yazıyı http://saklisite.wordpress.com dan çaldım)

Pekiyi tehlike (A) olarak gösterilen bu çizimde ne gösterilmekteydi?

Denizciler için ölümcül olduğu belirtilen bu nasıl bir deniz yaratığıydı.

Kaldı ki, bu çizimdeki nesne bir canavardan çok bir gemiye benzemekteydi. Ancak çağındaki hiç bir tasvirde olmayan unsurlar taşıdığı hemen dikkat çekmektedir. Bu bir denizaltı mıdır? Bir korsan gemisi midir? Veya o dönemlerde denizciler tarafındak sıklıkla görülen bir UFO veya daha doğru tabiri ile bir USO (Unidentified Swimming Object-Tanımlanamayan Yüzen Araç) mudur?

(Bu yazıyı http://saklisite.wordpress.com dan çaldım)

(Bu yazı Saklı Site tarafında hazırlanmış olup Alıntı veya Tercüme değildir. Kaynak göstermeden Kullanılmaması Rica ve İhtar Olunur)

Tarih kitaplarının unutulmuş sayfalarında bazen öylesi inanaılmaz olaylar anlatılır ki, tarihçiler bile bunları hayal ürünü kabul ederek göz ardı ederler. Ancak çok ciddi tarihi kayıtlarda anlatılan bu olaylar ya gerçek tarihsel gözlemlerse! Bilinmeyen dünyanın kapılar bazen gerçek Dünya’ya açılmışsa ve böylesi bir durumla karşılaşan tarihi kaydeden kimse ne yapacaktır? 1608 tarihli ve Anonim olan ‘Cenova Günlükleri’ adlı eser böyle bir karşılaşmadan bahseder. Hem de yedi sayfa ayrıntılı olarak olayı anlatır.

“Discours des terribles et espouvantables signes apparus sur la mer de Gennes” isimli Cenova tarihi ile ilgili bir kaynak kitapta unutulmuş bir 3ncü dereceden yakın temas olayından bahsetmektedir.

Kitapda 1608 yılı Ağustos ayında, Marsilya’dan Cenova’ya kadar bir çok kimsenin bir uçan daire filosu gördüğü anlatılmaktadır. Nis kenti üzerinde yüksek hızla seyreden üç adet ışıklı araç kent halkı tarafında heyecanla izlenmiştir. Uçan makineler bir kalenin önünde durmuş, daha sonra deniz seviyesine kadar inmişlerdir. Makinelerin altındaki sular kaynamaya ve kırmızı-pembe renkte buharla çıkarmaya başlamıştır.

Olayı gören çok sayıda tanık, makinelerden birinin içinde geniş kafalı, parlak gözleri olan, üzeri gümüş pullarla kaplı kırmızı elbiseler giyen iki insan benzeri yaratık olduğunu söylemişlerdir. Gene tanık anlatımlarına göre Bu yaratıklar uçan makineye tüplerle bağlıydılar ve bu garip olay uzun süre ile gözlemlenmişti. (Bu yazı saklisite.wordpress.com adresinden çalıntıdır)

Bu olay görenleri öylesine ürkütmüştü ki, kalede bulunan askerler uçan gemileri uzaklaştırmak için yaklaşık 100 el top attıkları halde gemilere hiç bir zarar verememişlerdi.

Meşhur Fransız ufolog ve bilim adamı Jacques Vallee‘nin ‘Wonders In The Sky: Unexplained Aerial Objects From Antiquity To Modern Times – Gökyüzü Harikaları: Antik Zamandan Günümüze Açıklanamayan Göksel Cisimler‘ adlı eserde de olaya biraz farklı değinilmiş, aynı kaynak gösterilerek iki insan şeklinin tıpkı bir uçan yılan gibi deniz üzerinde dolaştığı yazılmaktadır. Figürlerin sadece deniz üzerinde çıkardıkları dalgaları görülmüştür. Bu yaratıklar öylesi korkunç çığlıklar atmışlardır ki, bir kaç tanık korkudan bayılmiştır. Yaklaşık iki hafta sonra aynı olay tekrarlanmıştır.  (Bu yazı saklisite.wordpress.com adresinden çalıntıdır)

Kitapta anlatılan olay, muhtemelen Başka Dünya’dan Gelenlerle yapılan tarihteki ilk çatışma olarak kabul edilebilir.  (Bu yazı saklisite.wordpress.com adresinden çalıntıdır)

KAYNAK : SaklıSite

Mattoon Kasabasının Çılgın Gaz Adamı öyküsünü bir süredir siteye yazmak istiyordum. Türk okuyucunun henüz bilmediği (en azıdan yabancı dili olmayan ve konuya yabancı olanların henüz duymadığı) bu şehir efsanesi ilk kez Loren Coleman gibi bir gizem avcısı tarafında yeniden gündeme getirilmiştir.

31 Ağustos 1944 günü saat 23:00 sularında İllinois Eyaletinin Mattoon kasabasındaki evinde uyanan Bayan Bert Kearney saldırgan Gaz Adamının ilk kurbanı olacaktı.Kadın odasında hoş olmasına rağmen insanı sersemleten keskin bir kokuyu hissederek uyandı. Önce kokunun bahçedeki çiçeklerden geldiğini düşündü. Ancak giderek artan kokunun etkisi ile bacaklarının hissizleştiğini fark etti.Çığlıklar atarak komşularını yardıma çağırdı.

Polise haber vermesinden sonra komşularının da katılımı ile evin etrafı araştırıldı. Herhangi bir şey bulamayan polisin olay yerinden ayrılmasından sonra olayı haber alan Bay Kearney eve geldiği sırada yatak odasının penceresinin altında bir karartı gördü. Bu durumu fark eden gölge hızla uzaklaşmaya başladı. Kearney peşinden kovaladı ise de ona yetişemeyceğini anlayıp takipten vazgeçti.

Bir ara yabancıyı görecek kadar yaklaştığını söyleyen adamesrarengiz varlığı ‘uzau boylu ve kollu, koyu renk elbiseli ve kafasında başını sıkı sıkı tutan şapka bulunan biri’ olarak tanımyacaktır. Böylece olay duyulup yayılmaya başladı. Yaklaşık 11 gün sürecek olan saldırılılar bundan sonra başlayacaktır.

Aslında medyaya intikal eden ilk saldırı haberi 1933 senesinin 22 Aralık gecesi saat 22:00 da gerçekleşmiştir. Bayan Huffmann’da benzeri bir gaz kokusunu evinde duymuş ve şiddetli mide bulantısı hissetmiştir. Bir saat sonra evde aynı olay tekrarlanmamsı üzerine polise haber verildi. Gece yarısında sonra saat 01.00 sularında üçüncü gaz saldırısı ile 7 kişilik ailenin tüm bireyleri ve evde bulunan misafirleri rahatsızlanmaya başlayacaktır. Hepsi baş ağrısı çekmeye  mideleri bulanmaya, yüzleri şişmeye ve baş dönmesi yaşamışlardır. O zamanlarda bu gaz saldırısı ile ilgili araştırma yapan mahalli hekim S. F. Driver bunun kitle histerisinden kaynaklanan bir yanılsama olduğunu rapor edecektir.

Olayın devamında Botetourt County, Virginia eyaletlerinde benzer bir çok olay bildirilmesiyle halk arasında panik  yaşanmaya başlanacaktır. Olayların büyük bir kısmında kurbanların oturma ve yatak odalarına aynı tarife uyan  birileri tarafından gaz kokulu bez parçaları atıldığı bildirilmiştir. Bazı tanıklar yukarıdaki tarife ek olarak  Çılgın Hayalet Anestezistinin elinde tüfek taşıdığını iddia etmişlerdir( Muhtemelen bu cisim bir tüfek değil gaz püşkürtmeye yarayan bir alet olmalıdır). (Bu yazı saklısite’den çalıntıdır)

1944 senesindek ikinci saldırı dalgası sırasında Mattoon sakinlerdin Raef isimli şahıs evinde mide bulantısı ve halsizlikle uayndı. Önce zehirlendiğini düşündü. Hanımı yayan kuzineyi kontrol etmek istediyse de yatağından kalkamadı. Bir süre sonra şahıslar normal hallerine geri döndüler.(Bu yazı saklısite’den çalıntıdır)

Daha sonraki benzer olayların kurbanlarında biri paralize olduğunu hissetmeden önce mavi bi gaz fark ettiğini ve sanki bir aletten atıldığı izlenimini uyandıracak vızzlama sesi duyduğunu söylecektir. Saldırgan o dönemlerde ‘Hayalet Gazcı’,’Saldırgan Anestezist”Deli Gaz Adamı’ gibi isimlerle anılmaya başlanacaktır.

5 Eylül gecesi Beulah Cordes ve kocası eve geldiklerinde veranda önünde garip kokan bir şeye bulaştırılmış bir parça bez bulacaklardır. Merakla kumaşı koklayan kadın fenalaşacaktır. Olay yerine gelen polis ekipleri bez parçasını İllinois Üniversitesine tahlile gönderdiyseler de, incelemede herhangi bir olumsuzluğa rastlanmayacaktır.

Kısaca 1933 yılında ve 1944 yılında yaklaşık iki haftalık dönemler halinde benzer olaylar ülkenin birbirine yakın eyaletlerinde görülecek, ancak uzmanlar tarafından ‘şehir efsanesi’ kitle halisinasyonu gibi yorumlanarak geçiştirilrcektir.(Bu yazı saklısite’den çalıntıdır)

Olayların son bulmasından kırk yıl kadar sonra Loren Coleman ‘Mysterious America – Esrarengiz Amerika’ adlı kitabında kayıtları yeniden bir araya getirecek ve on sene kadar sonra (1993) Jerome Clack tarafında ‘Unexplained! -
Açıklanamadı!’ adlı eserde kayıtlar yeniden değerlendirilecektir.

Bazılarına göre anlatılan olaylar ve kişiler hayalidir ve ortada tam anlamı ile bir ‘Şehir Efsanesi’ vardır. Yukarıda adı geçen bazı yazarlara göre bu saldırılar uzaylı ziyaretçilerin işi olmalı veya hayalet hikayeleridir. Kimileri hükümetin gizli kimyasal deneylerinden bahsediyorlar. Bir yenisi yaşanana kadar o dönem yazılan aşırı abartılı gazete küpürleri dışında elle tutulur hiç bilgi bulunmamaktadır. (SAKI SİTE)

1974 senesinde Romanya’nın Aiud ismli kasabasının 2 km. doğusunda bulunan metal cisim bilim adamlarını şaşırtıyor.

‘Aiud Kaması’ olarak adlandırılan bu metal parça yerin 35 metre altında mamut kemiklerinin bulunduğu bir tabakada ele geçirildiği iddia edilmektedir. Mamutların 33 milyon yıl önce yeryüzünde görülmaya başlandığı ve 11 bin yıl önce
ortadan nesillerini tükenmiş olması bu cismi olağandışı yapmaktadır. Cluj-Napoca Arkeoloji Enstitüsü tarafından
incelenen metalin 12 ayrı elementten oluştuğu ve üzerinin okside olmuş alüminyumla kaplı olduğu rapor edildi.

Alüminyumun üretimi 1808 yıllarına kadar mümkün olmamıştır.Alüminyumun üretemi için ancak yüksek fırınlarde elde edilebilecek ısılar gerekmekte ve laboratuvar ortamında bir takım kimyasal işlemler uygulanmaktadır(saklısite).

Mamut kemikleri ile beraber aynı katmanda bulunan bu kama en az 11 bin yaşında olmalıdır. Araştırmayı yapan bilim adamları cismin bir çekiç başını anımsattığına vurgu yapmaktalar. Bazıları ise bunu bir iniş takımının ayaklarına benzetmekteler. İkinci görüşü savunanlar metalin eski devirleri ziyaret eden bir uzay gemisinden veya zaman makinesinden düştüğü konusunda nerede ise hem fikirler.(saklısite).

 

SAKLI SİTE olarak cismin bir kama, çekiç başına benzese de öyle olamadığına inanmaktayız. Bu parça bir uzay gemisi veya yolcu taşıyan aracın iniş takım ayağı da olamayacak kadar zayıf metallerden yapılmıştır. Ancak dikkatlice resme bakılırsa bunu bir çekiç başı değil tank paleti gibi bir dişli sisteminin bir dişi olduğu anlaşılmaktadır. Eğer buluş gerçekse (-ki sergilenmiyor olması akla iki şeyi getirmektedir; bunlardan biri haberi asparagas olması, diğeri ise cismin klasik tarihleme kalıplarına uymayan milyonlarca cisimden bir olmasıdır) bizim Mars aracı Spirit’in bir benzeri on binlerce yıl önce dünyada geziniyor demektir(saklısite).

 

 

Hile mi Gerçek mi? Bu konu tartışılıyor. NBC 33 kanalında ilk kez yayını yapılan yaratık şu aralar gündemde

Louisiana Eyaletinde yayın yapan NBC 33 kanalı Morgan şehri yakınlarındaki Berwick bölgesinde bir geyi avcısının ‘yaratığa benzer bir canlının’ fotografını çektiğini haber konusu yaptı. İsmi açıklanmayan avcı yaratığın aniden zıplayarak önüne çıktığını ve bu sırada yere düşen kameranın kırıldığını ancak makinenin içindeki SIM karttan görüntüyü alabildiğini açıkladı. Kanal görüntülerin düzmece olmadığını belirtti.

 

 

Görüntüleri inceleyen bazı kimseler basit photoshop hilesi olduğunu iddia ettiler. Bazıları görüntünün 2005 yapımı ‘The Cave’ veya ‘The Descent’ isimli filmlerden kopyalandığını savudular.

Aşağında kanalın haber görüntüsünü seyredebilirsiniz.

]