Atlantis’ten Nuh Tufanı’na Babil Kulesinden Cennet’e: Bilinmeyen Türkiye Gerçeği

Posted: 05 Eki 2009 in Antik Gizemler, Atlantis, Dini Gizemler, Gizemler, Türkiye'nin Gizemleri

Ülkemiz bizim “toprak” olarak değer verdiğimizden çok daha değerli bir yerdir. Uğruna can verdiğimiz bu topraklar Batılılar için uğruna can alınacak yerlerdir. Ancak maalesef bizim insanımızın kıt bilgisi bunu pek algılayamaz veya algılamak istemez. Birileri bu topraklarda kendi geçmişini aramaktadır. Hem de kendi medyasında bağıra çağıra, bizimkilerde bir gazetenin iç sayfalarında bir kaç satır olarak…

Evvela Atlantis’den Başlayalım

Bundan yaklaşık 2360 sene öncesinde bizimkilerin Eflatun dedikleri Platon, Timaeus ve Kritias isimli iki eserinde dedesi Solon’un Mısır’a yaptığı bir gezi sırasında Mısırlı Rahiplerden duyduğu batık kıta öyküsünü kendisine atlantığından bahsetmişti. Mısırlı rahipler Solon ve onun nezdinde antik Yunan bilgisi ile alay ederek Atlantis tarihini unuttuklarından ve dünyanın ara sıra kıyametler yaşadığından söz açmışlardır. Kanunkoyucu (yani Senato üyesi) Solon Yunanistana dönünce küçük Platon’a bilgilerini aktarmış o da yıllar sonra bunu eserlerine geçirmişti.

Atlantis

Platona göre Atlantis tam bir cennet ülkesiydi. Etrafındaki ülkeler henüz taş devrini yaşarlarken o nerede ise kendi zamanındaki medeniyet seviyesinde yaşıyordu. Büyük kanallar vasıta ile ülke besleniyor, böylece hem tarım hem de denizcilik üst seviyede yürütülüyor, halk büyük bir refah içinde yaşıyordu. Daha sonra bir gecede büyük bir felaketle Atlantis sular altında kalmıştır. Öykü bu kadardı ancak daha sonra bir kısım hayalperestlerin eklemeleriyle Atlantis Uzay Çağı ülkesine döndü. Ülke lazer tabancaları ile gezinen, altında son model uzay taşıtları bulunan ve kristal kürelerle enerji ihtiyacını fazlasıyla karşılayan bir hayal ülkesine dönüşecektir. İnsanın hayal gücü eklemeler yaptıkça amaçtan da uzaklaşılmaya başlandı. 2360 sene içinde Batık Kıtaya ilişkin yüzbinlerce kitap sayısız makale ve haber yapıldı. Yapılmaya devam ediyor. Amerikada yapılan bir araştırmada sizce bir gazetenin en önemli manşeti ne olabilir sorusuna insanların çoğu “Atlantis Su Yüzüne Çıktı” cevabını vermişlerdir. Yani artık insanların genetik koduna işlenmiş bir Atlantis idesi vardır.

En son İsviçreli Eberhard Zangger isimli bir araştırmacı 1992 senesinde Atlantis ülkesinin aslında Truva’nın altında yatmakta olduğunu ileri sürdü. Almanya Yerbilimleri ve Maden Enstitüsü BGR’nin jeofizikçiler, mineraloglar, madencilik uzmanlarından oluşan araştırmacıları Çanakkale’nin Batısında Paleolitik dönemde yer alan Atlantisin sırrını çözmeye çalışmaktadırlar. “Paleolitik bir bölgenin rekonstruksiyonu” ismini verdikleri projede Klaus Peter Sengpiel başkanlığındaki bilim adamları Atlantis kıtasının sırrını çözmekte oldukça iddialılar. Onlara göre Zangger’in “Atlantis aslında Truva’dır” görüşü efsaneyi en iyi anlatan ve açıklayan teoridir.

Atlantis aslında Batılılar için hayati öneme sahip bir kavramdır. Çünkü kendini Yunan Medeniyetinin devamı olarak gören Batılılar geçen on yıllar içinde Grekler tüm bilgi ve fikirlerini Doğulu ülkelerden aldıklarını ve hatta o çok övülen Yunan zekasının aktarırken bile algılama sıkıntısı içinde işi hurafeye döktükleri ortaya çıkmıştır. Böylece batılılar medeniyeti Doğudan almış olmanın ezikliği içinde çırpınmaya başladıkları bir anda ortaya Atlantis fikri çıktı. En eski medeniyet Atlantis olmalı ve Mısır, Maya, Uygur ve hatta Afrika Medeniyetleri hep onun kırıntılarıyla kurulmuş olmalıydı. Önce Yunanistan cıvarında ardıkları batık kıtanın şimdilerde Ege bölgesinde olduğu savunulmakta… Yani Yunanistan çok uzak olmayan bir noktada.

Ama unutmamak lazım ki Hititlerin ilk ortaya çıkarıldığında büyük bir heyecana kapılan Batı kendi medeniyetini yaslamayı beklediği ve toprağa vurulan her kazma darbesinin manşet haber yapıldığı kazılardan sonra bunun da bir Doğu Toplumu olduğunu öğrenmesi ile Hitit hayranlığının bir anda bitmesi gibi Atlantisde de aynı hüsranla karşılaşması pek muhtemeldir. Atlantis vardıysa ve Batı medeniyetini temsil ediyorsa ne ala…

Son zamanlarda yapılan tüm Atlantis araştırmaları Türkiye ve Kıbrıs üzerine yoğunlaşması rastlantı olmaktan çok öte bir anlam ifade etmektedir.

Adem ve Hava’da Anadolu İnsanıydı

Gerek Hristiyanlık ve gerekse de Yahudilik için Anadolu’daki bir başka önemli kök araştırması en eski insanın varlığı üzerinedir. Tek tanrı dinlerinin tarihinde Adem ile Hava ilk taşı oluşturmaktadırlar. İslami yaklaşımdan farklı olarak bu iki dinde ilk insanın yaşadığı Cennet aslında dünya üzerinde bir çoğrafya parçasıdır. Neresi mi?

Eski Ahitde denilen Tevrat aslında dini bir kitap olmaktan çok bir tarihi kitabı kimliğindedir. Evrenin yaratılması ile başlayan kitap ilk insanlar ve peygamberler tarihiyle başlayarak İsrail tarihine dönüşerek devam eden oldukça uzun ve kendi içinde tutarsız bölümler bulunan derleme bir kitaptır. Bu kitaba göre Tanrı evreni ve dünyayı yarattıktan sonra bir bahçe oluşturur. Eden denilen bu bahçeye Adem ile Havayı yerleştirir. Tevrata göre Cennet-Eden’den dört nehir çıkmaktadır. Dört kolu olan bu nehirlerden ikisi Fırat (Euphrates) ve Dicle’dir (Tigris). Diğer iki nehirin ne olduğu veya neresini gösterdiği tartışmalı olmakla birlikte anlatılan Cennetin Türkiye’de güneydoğuda olduğu tartışmasızdır. Batılı bilim adamları daha öncesinden daha hararetli bir şekilde harıl harıl Cenneti aramaktalar. Güneydoğu Olayları ile bu araştırmalar arasındaki bağ sosyologları ve tarihçilerin ilgi alanında olduğundan o konulara girmiyoruz.

Adem ile Hava

Tufan’da Bu Topraklarda Oldu

Adem ve Hava’nın sekiz göbek neslinin içinde herkesin yakından bildiği Nuh peygamber vardır. Nuh peygamber ikinci adem olarak bilinir. Dini anlatıya göre Nuh’un 600 yıl gibi uzun bir süre devam eden yaşamı içinde insanlar iyice sapıtmışlardır. Artık Tanrı korkusu ortadan kalkmış ve edepsizlik alıp başını yürümüştür. Tam bu sırada Nuh’a bir vahiy gelir ve gemi yapmaya başlar. Bir yandan gemi inşaa ederken bir yandan da insanları uyarmaya çalışır. Ancak yakın çevresinden bile alaycı tepkiler alır. Sonrası herkesce malum…

Hristiyan araştırmacılara göre gemi Ararat yani ağrı dağındadır. Oysa Tevratta Ararat(Ağrı) Dağından değil Ararat Dağlarından (Bölgesinden) bahseder. Bu tanım Ağrı dağı dışında Cudi’yi de çağrıştırmaktadır ki, İslami inanış bu yöndedir. Bölgede yapılan araştırma ve folklörik incelemeler de Cudi dağını göstermektedir. Tevratın tahrif edilmeden öncesindeki yazmalarında Ararat değil Gordi(Cudi) isminin geçtiği de söylenir. Ancak Avrupalı ve Amerikalı bilim adamları Ağrı Dağında ısrarcılardır. Bir dönem Batı destekli terörün Cudi dağında çöreklenmesinin sebebini de strateji uzmanlarına bırakalım…

Arkeolog Fredrick Hiebert, 1994 yılında Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında su altındaki antik uygarlıklara ait kalıntıları incelemek üzere bir araştırma gezisine çıkmıştı. Bu gezide yöre halkı da Karadeniz’in derinliklerinde “bir şeyler” olduğuna dair hikayeler anlatmıştı. Bir kaç yıl süren öncü araştırmalardan sonra, Karadeniz’in oksijensiz derinliklerinde batıkların ve hatta mumyalaşmış insan kalıntılarının olduğuna kanaat getiren Hiebert, asıl araştırmayı başlatmaya hazırlanıyor.

Karadeniz’in dibinde yapılacak çalışmalar Bronz Çağı, Roma ve Bizans dönemleri ve Hıristiyanlığın Rusya’ya yayılmasıyla ilgili önemli ipuçları verecek. 27 Temmuz’da başlayacak olan iki haftalık ekspedisyon 5 milyon dolarlık bütçe ile destekleniyor.

Karadeniz günümüzden 7500 yıl önce, tatlı su iken meydana gelen büyük bir deprem ve artçı sel felaketleriyle tuzlu su doldu. Bunun sonucunda bir çok canlı ölürken kıyı bölgeler de sular altında kaldı. Bazı bilimadamları bu sel felaketinin kutsal kitaplardaki ‘Nuh’un Gemisi’ hikayesi ile bağlantılı olabileceğini savunuyor. Hiebert’in amacı da zaten bu sel felaketinden sonra sulara gömülen Karadeniz uygarlıklarını ve bu felaketin kutsal kitaplarla bağlantısını ortaya çıkarmak.

Ekspedisyon ‘telepresence’ yöntemiyle tüm akademik çevreler tarafından izlenecek. Titanik’in batığını bulan Robert Ballard da University of Rhode Island’da kurduğu Karadeniz Enstitüsü’nden ekspedisyona bağlanacak. Batıklara ulaşıldığında, dalgıçların çekeceği batık görüntüleri ve diğer sualtı ekspedisyonları da webkameralarından internette gösterilecek.

Arkeologlar ve okyanusbilimcilerden oluşan ekip, çalışmalarına antik çağlarda en önemli ticaret limanı ve kültür kenti olan Sinop’tan başlayacak. Bilimadamları Sinop’un antik dönemde Kırım’a zeytinyağı, bal ve demir ihraç ettiğini; karşılığında şarap aldığını belirtiyorlar. O dönemde, demirin havuç inceliğindeki kavanozlara yerleştirilerek ihraç edilmesi dünyadaki ilk paketleme teknolojisi olarak niteleniyor. Bilimadamları Sinop’un Güney Karadeniz’in kuzeye en yakın noktası olduğunun antik çağ denizcileri tarafından da bilindiğini ve bu nedenle Anadolu’nun kuzeyde en işlek limanı olduğunu belirtiyorlar.

Nuh Tufanı

Karadeniz’in derinliklerinde oksijen bulunmadığı için bu noktalarda bulunabilecek herhangi bir batık ya da insan kalıntısı, bilimadamlarına göre “kusursuz” bir durumda olacak. Oksidasyonun yok denecek kadar düşük olması nedeniyle, insan cesetlerinin neredeyse öldükleri günkü görünümlerini muhafaza ettikleri ihtimali herkesi heyecanlandırıyor.

Daha önce bulunan ve Batık D adı verilen gemi, Karadeniz’in oksijensiz sularında o kadar güzel korunmuştu ki, geminin gövdesindeki işlemeler ilk günkü gibi parlıyordu.

Arkeologlar bu deniz kazılarında antik gemi yapımı ve ürünlerin yüklenmesi üzerine de bir çok bilgiye ulaşacaklar. Florida State University’den deniz arkeoloğu Dr. Cheryl Ward bu gemilerde “mürettebatın yolluğu olarak üzüm, mercimek bulunabileceğini aynı zamanda ticareti yapılan ipek ve diğer müceverhata rastlanabileceğini” söyledi.

Arkeologlar Sinop açıklarında yaklaşık 120 metre derinlikte 7500 yıllık bir uygarlığın kalıntılarına ulaşmayı hedefliyorlar. Bilimadamları sözkonusu kalıntıların burnun ucunda bir balıkçı yerleşimi olduğunu ve Karadeniz sularının 7500 yıl önce yükselmesi sonucunda tüm köyün sular altında kaldığını savunuyorlar.

Herkül robotu ilk kez Karadeniz’de kullanılacak.Ballard ve ekibi 2 metre büyüklüğünde ‘Herkül’ adlı bir robot geliştirdiler. Herkül önce sualtına girerek köyün içinde dolaşacak, uzaktan kumanda ile kontrol edilen robot, köyden parçalar toplayarak onları güverteye çıkaracak. Ekspedisyon başkanı Profesör Hiebert, “projenin deniz arkeolojisinde bir çığır açacağını” vurgulayarak “başarılı olmaları durumunda tüm kıyıların deniz ekspedisyonlarına açılacağını” belirtti.

Şimdilik oldukça tartışmalı olmasına karşın, bu ekspedisyon ‘Nuh’un Gemisi’ ile ilgili ipuçları verebilir. Bilimadamları, günümüzden 7500 yıl kadar önce, tüm dünyadaki suların yükselmesi sonucunda Akdeniz’in taştığını ve Marmara’yı aşarak bir göl olan Karadeniz’i doldurduğunu düşünüyor. Deyim yerindeyse bu sel felaketi, suları o derece yükseltti ki, Karadeniz 160 metre kadar yükseldi ve 160 bin kilometre kare kadar alan (Türkiye’nin 5’te biri) sular altında kaldı. Yakın zamana kadar bilimadamları bu selin 9000 yıl önce meydana geldiğini ve uzun bir zaman diliminde gerçekleştiğini düşünüyorlardı. Ancak deniz jeoloğu Walter Pitman ve William Ryan, 1997’de, bu selin 7150 yıl önce ve aniden meydana geldiğini kanıtlayan makalelerini yayımladılar. Bu makale bilim dünyasına bomba gibi düştü ve dikkatleri kutsal kitaplardaki ‘Nuh Tufanı’na çevirdi. Bilimadamları, her ne kadar doğal bir olayın antik metinlerle açıklanmasına ehemmiyet vermeseler ve Nuh’un Karadeniz’de değil Mezopotamya’da yaşadığına dikkat çekseler dahi, 27 Temmuz’da Sinop’tan başlayacak bu ekspedisyona şimdiden ‘Nuh’un Gemisi’ adı takıldı bile.

Babil Kulesi; Bizim Kulemizdir Gitmesek de Görmesek de

Amerikalı araştırmacı Ron Wyatt 1990 senesinden bu yana Babil Kulesinin Türkiye toprakları üzerinde olduğunu iddia etmekte ve Nuh’un gemisi ile birlikte Kuleyi de aramaktadır. Nedir bu kulenin öyküsü?

Tevrata göre Tufandan sonra Nuh’un üç oğlundan oluşan (bunlar aynı zamanda üç ırkın babalarıdır) nesiller zaman içinde öncekiler gibi dinden imandan uzaklaşmaya başlamışlardır. Fırat ve Dicle arasında bir bölgede oldukları anlaşılan bir kısım insanlar daha sonra Nemrut önlerine ve hatta Şinar Vadisine kadar yayılmaya başlarlar. Şinar yüksek dağlar arasında bulunan bir düzlüktür. Yeni nesil arştırmacılar henüz yeri tespit edilemeyen Şinar Vadisinin Doğu Anadolu Dağlarının Güney Doğu’ya doğru sona erdiği bir yerde olduğu konusunda kendilerinden oldukça eminler. Böylece Nuh’un üçüncü kuşak nesilleri Tanrıya ulaşmak amacıyla büyükçe bir kule yapmaya karar veriler. Kullanılan malzeme kerpiç, kireç ve zift olacaktır. Tam Anadolu halkına göre.. Ancak Allah kendi işine karışmasına kızarak kulesi yıkar ve insanları cezalandırır; bir daha bir araya gelmemeleri böyle bir girişimde bulunmamaları için değişik ırklara ve dillere ayırıp dünya üzerine yayar. Bugünlerde Birleşmiş Milletler ve Tek avrupa fikrine karşı çıkan bazı tutucu çevreler hep Babil Kulesinden dem vurmaktadırlar..

Babil Kulesi

Babil kulesini Türkiye’de araştıran Wyatt ilginç bir tespitte bulunmaktadır: “Herşey Türkiye’de başladı, insanlık burada yeniden doğdu. Dillerin Tanrı tarafından karıştırılmasından sonra ortaya çıkan çeşitli milletlerin kalıntıları hala bu ülkede görülebilir” .

Bir başka araştırmacı olan İngiliz arkeolog Michael Sanders Babil kulesinin yeri konusunda farklı bir nokta göstermektedir. Eski incil metinlerini dikkatlice inceleyen Sanders, “Targum Jonathan” isimli Aramicede yazılmış bir metinde Babil Kulesinin Roma döneminde Pontus Bölgesinde olduğunu okumuştur. Bahsi geçen bölge Güneydoğu değil Karadeniz bölgesidir. Aramice Hz. İsa’nın kendi döneminde konuştuğu dildir. Sanders iddiasına NASA’nın uzaydan çekmiş olduğu Karadeniz bölgesine ait fotoğrafları kanıt olarak göstermektedir. Ancak işin ilginç yanı Babil kulesinin tam yerini o da bilememektedir. Bu bölgede kazılar yapmak üzere çalışmalarda bulunan tek kişi Sandersz değildir. Titanik gemisinin yerini saptayarak şöhrete ulaşan Robert Ballard’da Babil Kulesini Türkiye’de arayanlar arasında önemli isimlerden biridir.

İbrahim Peygamber de Türkiye’li Miydi?

Babil’den dünyaya dağılanlar arasında İbrahim peygamber ve karısı Sara da vardı. İbrahim Peygamberin gerek musevilik ve gerekse İslam için önemini anlatmanın her halde bir anlamı olmayacaktır. İbrahim peygamber bütün peygamberler içinde en çok adı geçenlerdendir. O sadece bir peygamber değil aynı zamanda bir toplumun babasıdır. Tek tanrı dini onun ile belli bir forma sokulmuştur. Kurban adeti onun döneminde vahyolunmuştur. Sünnet de onun zamanında “ilk şart” olarak kabul edilmiştir.

Hz. İbrahim Filistin’e göç edene kadar Harran’da ikamet etmiştir. Harran ve peygamberler diyarı Urfa tek tanrı dinlerinin en önemli ikinci mekanıdır. Dünyanın bilinen ilk üniversitesinin Harran’da olması da bir rastlantı değildir.

Ancak Urfa ilinin doğusunda bulunan iki şehir vardır ki, bunlar çok önemlidir: Sumatar ve Şuayıpşehri. Eski Ahide göre Mısır’dan kaçan ibrahim ailesi ile birlikte Midian’a gelir. Midian bugünkü Sumatar ve Şuayıpşehri’ni kapsayan bir alandır. Sumatar kuyuları ile ünlü bir kentti ki, o dönemde bunun değerini anlatmak bizim için imkansızdır. Bölgenin rahibi olan Şuayip (İncillerde Jethro ismi ile geçer) bu kentte oturmaktaydı. Tevrata göre kızlarını hergün koyunlarını ve hayvanlarını sulatmaları için Şuayipşehrindan Sumatar’a gönderirdi. 8 kilometrelik bu mesafe hergün en az bir kez geçilirdi.

Sumatara gelen kızlara bir gün su verilmez. bunun üzerine orada bulunan hz. Musa kızlara yardımcı olarak su almalarını temin eder. Suayip bu durumdan pek memnun kalır ve Musa’nın yanında 7 yıl çobanlık yapması karşılığında onu kızlarından biri ile evlendireceği sözünü verir. İncillerde Midian olarak geçen bu kavim Kur’anda Medyen olarak bilinir. Pekiyi bu yerin ne önemi vardır?

Eğer Suayipşehri ve Sumatar’ın tam yerleri tespit edilebilirse, Musa’ya On Emrin geldiği ve tablete geçirildiği yerlerde kolayca tespit edilebilicektir.

Devamı da Var

İş bunlarla bitmiyor. Urfa’da kutsal kefeni ve Mandylon’u (İsa’nın suratının şeklinin çıktığı mendil büyüklüğünde olduğu zannedilen ve bizdeki mendil kelimesinin kökeni olan bez portre) arayanlar mı, Gizli Bilgelik Okulunu arayan Gurdjieff ve Ouspenski gibi büyük okült ustatları mı, Gnostik toplumlara ulaşmaya çalışan hacılar mı dersiniz daha saymakla bitmez..

Anadolu üzerinde Meryem Ananın mezarından Yedi uyurlar mağarasına kadar, Zulkarneyn settinden Nuh’un Gemisine kadar bir çok mistik ve dini değeri arayan binlerce yabancı gezinmektedir. Hem de başka hiçbir ülkede bulamayacakları bir rahatlık ve konforla…

Bu topraklar sadece kil, kum ve humustan oluşmuyor. Burada İnsanlığın Anıları var. Aslında bize ait olanı tıpkı Truva’da olduğu gibi bilinçsizce yabancılara bırakmayalım.

(Lütfen bu yazıyı https://saklisite.wordpress.com adresi kaynak gösterilmeden kullanılamayınız)

Yorumlar
  1. Özgür Yürek diyor ki:

    Hz İbrahim keldanilerin UR şehrinde dogmuş ve nemrutla mücadelesinide ur şehrinde vermiştir. Keldanilerin UR şehri bugünkü URFA şehridir. İki tane UR şehri vardır biri sümerlerin ur şehri güney Irakta digeride keldanilerin ur şehri. Keldanilerin ur şehri hala yaşayan URFA şehridir.Sümerlerin ur şehri binlerce senedir yıkıntı halinde. Hz İbrahim keldanilerin ur şehrinde dogmuştur ama kendisi Hurrilerdendi. Yazıda geçen harran sumatar şuaypşehri urfa yerlerini adım adım gezdim defalarca dolaştım çok etkileyici mistik yerler. Biran önce turizm kapsamına alınması lazım. Hz İbrahim Türk degildi ama urfalıydı Urfada Türkiyenin bir ili onun için Türkiyeli denmesinde bir sakınca oldugunu düşünmüyorum.

  2. Saklı Site diyor ki:

    Salih kardeşim,

    “Türkiyeli” yerine hangi kelimenin kullanılması gerektiğini de yazarsanız memnun olurum. Sakın “Anadolulu” falan demeyin çünkü sizin yorumunuzdaki mantığa göre Anadolu(Anatolia) kelimesi de o dönemde kullanılmamaktaydı.

  3. SALIH diyor ki:

    türkiyeli felan diyosunuzda,o zamanda turkiye veya turk yoktu buralarda..bilgi verirken objektiflikten şaşmayın lütfen..

  4. mahsum diyor ki:

    nuh’un gemisi kuran da açıkça cudi dağında olduğu belirtilmiştir. Ararat kelimesinin ağrıyı çağrıştırması ağrının doğru adres olduğunu kanıtlamaz. Cudi dağının hemen yanındaki Cizre de nuh’un türbesinin olması,cizre müzesinde nuh’un mihrap taşının sergileniyor olması,cizrenin tepe ve dağlarının zeytin ağaçlaryla meşhur olması(güvercin ağzında zeytin dalıyla gemiye döndüğünde karanın yakınlarda olduğunu müjdeliyordu) ve daha saymaya vakit bulamadığım için yazmadığım bir çok kanıtla geminin cudi de durduğu ve nuh peygamberinde cizreyi kurduğu kanıtlanmıştır

  5. bahadır diyor ki:

    Atlantis medeniyeti, Nuh’un gemisi ve daha birçok gizemini taşıyan konu Kur’an’ın içerisinde açık bir şekilde mevcut. Ancak hadiste beyan edildiği gibi Kur’an’ın içiçe 7 kategorisi bulunmaktadır.

    mesela, her yılın bir gecesinde Atlantis Medeniyeti’nin yeryüzüne çıktığı bilgilerine Kur’an’ın bu kategorilerinden anlayabiliyoruz.

  6. HASAN diyor ki:

    MERHABA HOMER,
    YANITIN BENİ ÇOK ŞAŞIRTMADI,HEMEN HER KÖŞEDE SATILAN KİTAPLARDAN AKTARMA YAPMIŞŞIN AMA SORUMA YANIT VERMEMİŞŞİN DAHA DOĞRUSU VEREMEMİŞSİN. SORUMU TEKRARLIYORUM KİTABIN DEĞİŞTİRİLDİĞİ YERLER NERESİ????????
    BATILI KAYNAKLARDAN ÖRNEKLER VERMEN KENDİNE BATILI YAZARLARDAN BODYGARD TUTMAN ÇOK HOŞ SOLUKLANMAK İÇİN TOPU TACA ATMANI ANLIYORUM…AMA SANA BİR TÜRLÜ ANLATAMIYORUM,TORA İLE TEVRAT AYNI ŞEY DEĞİL.VE DİKKAT ET BATILI KAYNAKLAR YALNIZ YALNIZ KENDİ KİTAPLARI İÇİN DEĞİL BİZİM İNANCIMIZ İÇİNDE ÇOK FARKLI ŞEYLER YAZIYORLAR BUNU UNUTMA ..BAK SANA YARDIMCI OLAYIM ELİMİZDE HİÇ DEĞİŞTİRİLMEMİŞ KURAN I KERİM VAR, DEĞİLMİ ORDAN BANA ÖRNEK VER .HIRSIZLIK ZİNA YALAN GİBİ’ ÖRNEKLERİ ÇOĞALTABİLİRSİN ) YÖRESEL-TÖRESEL FARKLAR DIŞINDA HANGİSİ DEĞİŞTİ RİLMİŞ ÖRNEKLEMELİSİN Kİ BU TARTIŞMAYA NEDEN OLAN TARAFKARLIĞIN ANLAM KAZANSIN. .SANA SORULAR SORARAK (SANKİ BİRDEN FAZLA KİŞİ GİBİ BİR İZLENİM VEREN BİR ÜSLUP VAR YANITLARINDA-NIZDA) SENİ DÜŞÜNMEYE SEVK ETMEK İSTİYORUM…
    BAK HZ İSA SENCE PEYGAMBER Mİ, NEBİ Mİ ,MAŞİYAH MI YOKSA BİR RABİN Mİ.KENDİSİNE VERİLMİŞ BİR KİTAP VARMI ?VARSA ADI NE?
    ŞİFRE KONUSUNA GELİNCE ,BİRAZ DAHA ARAŞTIR TEVRATLA TORAYI KARIŞTIRDIĞIN İÇİN BAZI KONULARI ANLIYAMIYORSUN TARİHLER KİTABINDAN ÖRNEK VERİYOR SUN,YAHUDİ VE İSRAİL TARİHİ İLE HZ MUSA YA VERİLEN TORANIN ,NASIL BİR ALAKASI OLUR SENİN TEVRAT DEDİĞİN 1500 YILDA OLUŞMUŞ BİR BİRİKİM .BENİM ŞİFRELİ DEDİĞİM TORA HEMDE HARFİNE KADAR.BAK SANA BAZI İP UÇLARI VEREYİM MERAKLI OLDUĞUN BELLİ .BİRAZ KABALLAH ÇALIŞ ALT YAPI İÇİN KİTAP OKU MALESEF KAYNAKLAR ÇOK AZ ESKİDEN İSTANBUL ÖNEMLİ BİR KABALLAH MERKEZİ İDİ( ÖZELLİKLE SABATAY CILAR MALESEF ONLARDA BİLGİLERİNİ BİRAZ KORKUDAN OLACAK PAYLAŞMIYORLAR) SON ŞİFRE, 70 AYRI KİŞİ NİN BİRBİRLERİNDEN AYRI TORAYI NASIL YAZDILAR HİÇ DÜŞÜNDÜNMÜ…AYRICA HZ İSA NIN TORA DEĞİŞTİRİLDİ ( YAZILI HALİNİN) DEDİĞİNİ HİÇ DUYDUNMU?
    İYİ HAFTALAR.

  7. homer diyor ki:

    Hasan Bey bu konuların çok başında olduğunuzu Tevrat’ ın hiç değiştirilmediğini ve kendi içinde şifrelenmiş olduğu iddianızı şiddetle savunmanızdan anlıyorum. Bu konuda son yazım olacak. Tevratın (Tora) ve İncilin değiştirildiği konusunda bir mahkeme kurulsa ben olsam bilirkişi konusunda Tevrat için Felicien Challaye, İncil için Bart D. Ehrman’ ı seçerdim. Ayrıntıya girmek istemem, şu değişti bu değişti kitap konusu olur ve bu bilim adamlarının zaten birer kitabı var. Okursanız sevinirim. İncil konusunda St. Jerome mektubu kafadan davayı ilk celsede kazandırırdı. Tevrat konusunda ise değişikliklerden önce şifre konusuna takıldım. Türkiye’ de çok az kişinin bildiği bir konuyu yazayım. Bugünkü Tevrat’ ın İBRANİCE ilk nüshası X yy. dan öncesine gitmez. (Parça parça perşömenler hariç.) (dikkat buyrun Kuran-ı Kerim’ in derlenmesiinden 4 yy sonra) Yunanca, Latince, Süryanice veya Gotça çevirileri daha eskidir. (IV. yy) Anlaşılır ki Musa zamanında kendi dilinde derlenmemiş kitapta şifre aramak mümkün değildir. Şimdi yalan diye haykırılışı duyar gibiyim. Kaynağım, çapında en büyük bilim adamı, Felicien Cahallaye dinler tarihi kitabı sayfa 122. Bu bilgiyi araştırmadım, zaten yıllar önce kaynak diye okudum kitaplar. Tevrat konusunda bu bilgileri geçelim,… diyelim ki taraflı ! Tek kaynak geriye Tevrat’ ın kendisi kalır. Tarihler 34:14 “Kahin Hilkiya Musa’ nın şeriyat kitabını buldu” denir. demek ki bir dönem Tevrat kayıptır. Bulunan nüshalar ne kadarı tamdır belli değil? Belkide tamdır. Bugünkü Tevrat, Hilkiya nüshası olması gerekir. Çünkü Tevrat böyle diyor. Ama X yy kadar birleştirilmiş ve Tora haline gelmiş (sarılmış tomar) bir bütünü yoktu. Tora’ dan önce Museviler belkide bu yüzden sözlü geleneğin kitabı olan Talmud’a daha bi önem verirler. Bu nedenle Tevrat’ a inanıp, Talmud’ a inanmayanları (Hazar Yahudileri) Musevi saymazlar. Saygılar.

  8. HASAN diyor ki:

    Merhaba Homer,
    Öncelikle ben hiç bir dine inanmıyorum bu bir.Bu yüzden taraftarlık bir yerde” amigoluk”yapmam gerçek ne ise onu söylerim ve düşünmekten korkmam…
    Ayrıca yanıtını okuduktan sonra söylediklerimi iyi anlatamadım mı diye bir düşünceye kapıldım …
    Ben kendi inancımı “olduğunu farz ederek”bir başka dini küçümseyerek yüceltme ihtiyacı duymam diyorum.Kısaca inanıyorsam tam inanırım başka yolları ortadan kaldırarak bir yerde tek doğru tek seçenek olarak kendi yolumu brakmam..Böyle bir tavır kendi inancıma sanki fazla güvenmiyormuşum gibi bir his brakır bende…Anlatabiliyormuyum.

    İki,benle yazışmak seni araştırmalara sevketmiş buna sevindim,ama yinede soruma yanıt vermemişsin- (verememişsin).Sana değiştirilen yer -yerler neresi diye sordum.Soruyu istersen basitleştireyim.Birine-” cebimden para çaldın” dersen bunu kanıtlaman gerekir. Mahkemelerde olduğu gibi …

    Üç -Ben inancı tartışmıyorum benim anlatmak istediğim yapmış olduğun çarpıtma,daha
    öncede söylediğim gibi cümleleri değiştirmek başka aynı cümleyi farklı yorumlamak başka
    sana anlatmak istediğim sadece bu …

  9. homer diyor ki:

    Hasan Kardeşim, Bir Müslüman olduğumu baştan söylemeliyim. Sözünü ettiğin “Tora ve Aftara” başlıklı 5 cilt (Bereşit- Şemot- Vayikra-Bamidbar- Devarim) kutsal kitabın Gözlem AŞ. ilk basılarına sahibim… epey pahalı bir set🙂 Bu seti bir araya getirmek şimdi imkansız. Benim yorumumu iyi okumanı tavsye ederim. Şöyle biter. “Ama inanç başkadır. İnanmak için, bilimsel bir gerekçeye ihtiyaç yoktur. İnanırsın o kadar….” Hiç bir dini inanca saygısızlık yapmam. Amacımda bu değil. Herhangi bir insanın kendi dinini savunmasına da ihtiyaç yoktur. Şemot 19:5 “Şimdi bana kayıtsız-şartsız itaat eder, Antlaşmamı korursanız; (ibranice: Şamoa Tişmeu)” Musa (Moşe) ile dağda yapılan antlaşma bu cümle ile biter. Bilmem anlatabildim mi?

  10. HASAN diyor ki:

    MERHABA HOMER,
    HERAN İNTERNET TE ÖZELLİKLE ARKEOLOJİ ÇALIŞMALARI SIRASINDA İNTERNETTE ARADA SIRADA GİRMEME RAĞMEN YANIT VEREMEYECEĞİM AÇIK BENİM BAŞKA İŞLERİM DE VAR.
    BEN BİR BAŞKA İNANCI AŞAĞILAYARAK KÜÇÜMSEYEREK KENDİ İNANCIMIZI KUVVETLENDİ REMİYECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM.YAHUDİLERİN VE HRİSTİYANLARIN KUTSAL KİTAPLARI DEĞİŞTİRİLDİ! DİYEREK KİMSEYİ İKNA EDEMEYİZ.ÖNCELİKLE TÖRESEL FARKLILIKLAR DIŞINDA NEYİN DEĞİŞTİRİLMİŞ OLDUĞUNU BELİRTMELİYİZ .ÖRNEĞİN YAHUDİLİKTE CİNAYET ZİNA HIRSIZLIK SERBEST HRİSTİYANLIKTA YASAKMI AYRICA İSLAM DİNİN DE YAHUDİLİKTE OLANLARDAN FARKLI BİR YASAK VARMI?SİZİN DEĞİŞTİRİLDİ DEDİĞİNİZ YANİ TAHRİF ANCAK YORUMLARDA OLABİLİR. AYNEN BİZDEKİ Şİİ SUNNİ AYRIŞMASI GİBİ AYRICA BİLMEDİĞİNİZE EMİN OLDUĞUM BİR BİLGİ VEREYİM SİZE TORA NIN TÜRKÇESİ TEVRAT DEĞİL KANUNLAR KİTABIDIR.TORA İSE TEK HARFİNE KADAR ŞİFRELEDİR KISACA DEĞİL DEĞİŞTİRMEK TEK HARFİNİ BİLE OYNATAMAZSINIZ…

  11. homer diyor ki:

    Hasan kardeşim, agresif olmaya gerek yok. Tevrat diyoruz, çünkü TÜRKÇE yazıyor ve okuyoruz. Türkçede adı bu…………. sen bilgini yazda bizde yararlanalım ????
    Ayrıca gittiğin ülkede internet çekmiyor mu?

  12. HASAN diyor ki:

    Merhaba Homer,
    Yurt dışında olduğumdan hemen yanıt veremedim.Beni imtihan etmek istiyorsun,bravo…ama soruna yanıt vermeyecem çünkü kimsenin elimi öpmesini istemiyorum.(Yazında Tevrat ın hangi harfle başladığını bilirsem elimi öpeceğini yazmışın ya)Bak kardeşim önce bahsettiğin kitabın adı Tevrat değil TORA .Sorun Bereşit in(Torada ki İlk kitap Bereşit) ilk harfi ne olmalıydı.Önce kitabın gerçek adını öğrenip sonra bana BETH kelimesini sorman daha doğru olmazmıydı…

  13. Doğan diyor ki:

    – ATLANTİS –

    Cebelitarik Bogazi’nin batisinda, Guney Cin Denizi’nde, Guney Amerika’da, Akdeniz’de… vesaire gorulecegi gibi kesin bir neticeye ulasilmis degil.
    Supheyle yaklasilan bir konu ise, bu efsane medeniyetin tarihlendirilmesi; kimisi M.O 1500 der, kimisi M.O 10000. farkli farkli gorusler vardir bu konuda da.
    Arkeoloji okumus biri olarak benimde uzerinde dusundugum bir konudur. Aklima yatan iki farkli dusunce vardir. 1. si “Tufan” olayiyla ilgili. Tarihte boyle bir doga olayinin olmus olmasi kesin gibi. Bundandir ki, bircok mitoljide hatta kutsal kitaplarda tufan olayindan bahsedilir. Genel sonuc sudur; yeryuzu sular altinda kalmis -ki sadece bolgesel bir felakette olabilir- ve bundan sag cikan insanlarda yeryuzune dagilip yeniden medeniyetler kurmuslardir. Atlantis‘de bu felaketle beraber yok olustur. Bir digeri ise; bana aslinda en mantikli gelen, Akdeniz’de bir adanin Atlantis olmasi. Sonucta bu medeniyetin, Asya ya da Avrupa gibi bir kita olmasi gerekmiyor.Akdeniz’de, Yunan, Misir, Italya ve Anadolu medeniyetlerinden once kurulmus, ileri bir kultur, sanat gelistirmis ve daha sonra yanardag patlamasi sonucu yok olmusutr.( Akdenizde bircok adada gunumuzde de aktif olan yanardaglar hala vardir).
    Atlantis medeniyetinin diger uygarliklari etkilemesinin nedeni de; Atlantisliler’in ticaret yapmalari ve ada olmasindan dolayi gelismis bir kolonicilige sahip olmalaridir. Internette izledigim bir video bu konuda ki fikrimi daha da guclendirdi. Bir Yunan adasi olan Santorini tarihte yanardag patlamasi sonucu bugun oldugu gorunumunu almistir.Adada ve ada cevresinde su altinda ele gecirilen eserlerde burada Atlantis olarak adlandirabilecegimiz bir medeniyetin varligi olasi

  14. homer diyor ki:

    Hasan kardeşim, yazıdaki ayrıntıları kaçırıyorsun… Cudi dağının 4000 yıl önceki adını yazıyor admin. Bu da, site adminin olağanüstü bilgisini gösterir. Bunu kırk kitap okusan bulamazsın kardeşim. ayrıca “Tevrat’ ın tahrif edilmesi” olgusuna takılıyorsun. inanç farklı gerçekler farklıdır. Bu konuda biraz araştırma yaparsan adminin haklı olduğunu görürsün. Ama “araştırmaya vaktim yok” diye yaz, ben sana şuraya destan gibi bir makale yazayım. Ama inanç başkadır. İnanmak için, bilimsel bir gerekçeye ihtiyaç yoktur. İnanırsın o kadar….
    Tevrat hangi harfle başlar bunu yaz, elini öpeyim. bu kadar basit. Bulabirsen tabi..

  15. hasan diyor ki:

    daha önce böyle bir yorum yapmadım

  16. hasan diyor ki:

    Tevrat ın tahrif !!!!! edilmedenki hali derken ne demek istiyorsunuz?Ası amacınız Tevrat ı gözden düşürmekmi?İmana dayalı bir yaklaşımı bilimsel gibi sunmanızdaki amaç ne?

  17. erkol diyor ki:

    Necati Kardeşim;

    Görüşlerinizi desteklediğimi belirtmek isterim. Bazı nuans farkları olmakla birlikte Düşen Ay’lar teorisi ilgi alanım içinde olup gerek Kur’an gerekse diğer dini kitaplarda bu kıyamet hatırasının anlatıldığını iyi biliyorum.

    Bu teoriye göre belli dönemlerde Dünya çekimine kapılan irili ufaklı 3 uydu bir süre Ay görevi yaptıktan sonra Dünyaya düşmüştür.Bunun en net kanıtı üstüste birbirin takip eden ve farklılık gösteren jeolojik katmanlardır.Dünyayı çepecevre saran ve arasında fosil biriktiren bu kaya, taş ve toprak katmanları gökyüzünden gelmediyse nereden gelmiştir? Ya da söyle söylemek gerekirse tepemizdeki Ay düşerse ne olur? Cevap; arasında fosil biriken yeni bir jeolojik katman yeni bir jeolojik devir olur.

    Konu oldukça teferruatlı ve burada bir kaç cümle ile anlatılamayacak kadar derindir. Buna ilişkin vakit bulabilirsem bir makale yazayım. Düşüncelerinize katkı yapacağını temenni ederim.

    Yorumlarınızla katkılarınızı bekliyorum.

    Bu arada (yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek adına) küçük bir bilgi olarak George Darwin’in, Ayın Dünya üzerindeki etkisi ve Gel-git olayları konusunda uzman bir bilim adamı olup Evrim Teorisinin savunucusu Charles Darwin’le bir alakası olmadığını da belirtmek isterim.

    Saygılarımı sunuyorum.

  18. NECATİ diyor ki:

    necati

    SAYIN erkol bey
    lafım size veya herhanki kişilere deildir

    ne varki TÜRKİYE’de süre gelen bir gelenek var şöyle
    tauk kakar böcüyü öyretir cücüyü misali gidiyoruz.

    yukarda saymış olduunuz bir kac profesör veya ilim adamlarının kitaplarını ne gördüm ne de okudum

    genelde bu düşüncelerim kurandan cıkarmış olduğum teorilerdir.

    ben George Darwin in insan’ın maymundan geldiyini sadece duyumlarla izledim

    ama Düşen Ay’ın Avustralya kıtası olduğu şeklindeki görüşünü ki hic okumadığım halde dünyada tekde kalsam bu görüşü sonuna dek desdeklerim.
    yemin olsun ki ilk defa erkol beyin önerisi olarak George Darwin in teorisidir diye duyuyorum
    ama emin olunki vermiş olduğunuz kişilerin teorilerini araştıracam

    hatda ay yer yüzeyine daha düşmeden önce
    dünyanın etrafında yanar dağların cıkarmış olduğu duman tabakasıyla kaplıydı
    tufan olduğunda ise bu yanar dağlar sönmüş duman tabakası cekilmiş

    aslında şu kara deliyi iyi incelemek lazım
    bence dünyayla cok bağlantısı var kara deliyin
    cünkü ay ın dünyaya carpması sonucu
    1) kutuplar yer deyişmiş ve tekrar kutuplar yerlerine gelmiş neticede tam 48 saat icerisinde olmuş bu dönüşüm neticesinde güneş iki kez tam doğarken batmış
    2) ay carpması sonucunda dünya bulunmuş olduğu yörüngesinden cıkıp bugün bulunduğu yörüngede sabit kalmış
    dünya bugün kara delik dediyimiz noktadaydı carpma sonucu kara delik (duman tabakası) dan buraya gelmiş
    teori: bir silahtan cıkan merminin halka şeklindeki dumanı gibi

    hani AYET’de der
    (sanki yer gök yarılıyordu)
    (yıldızlar yürüdüyü zaman)
    evet bütün gezegenler birer yıldız olduğuna göre dünyada diyer yıldızlar gibi yürüdü
    yani kara delik (dumanan) icerisindeydi buraya sürüklendi.
    şimdi erkol bey ben bu yazılarımı bana oy versinler diye yazmıyorum
    kişi veya kişiler inanırlar veya inanmazlar bu kişileri bağlar

    nuh gemisi,
    süleyman hazinesi,
    asabı kehf,
    musa gözeleri,
    iki tepe
    iki tepe arasına yapılmış belde (beled) mevcutdur.
    me cücü ye cücü nün bulunduğu belde ve belde icerisindeki ekmek almaya gitdikleri fırın
    veya börülce toplayıp satan satan
    veya börülce toplayıp yiyen bör’cücü
    bör’cücü iki coban

    me cücü ye cücü setdinin olduğu yer tarafımdan incelenip araştırılmış
    yani kısaca bu setdi nasıl acarız

    bak KURAN suresinin ayetleri acıkca ve üzeri kapalı olarak anlatır.

    örnein: acık ayet
    (isa babasız doğdu)
    benim babam anamla evlendiyinde bakireydi ben anamın karnında bir aylıkken babam befat etmiş ve ben doğduğum zaman babasız doğmuşum
    anamın bana anlatdığına göre.
    evet her insan öldüyü zamanda ruhen ALLAH’a kavuşur

    saygı ve selamlarımla

  19. erkol diyor ki:

    Necati Bey;

    Yorumlarınızı ilgi ile okudum.

    İlk olarak Hitler Almanyasında bahsi geçmeye başlayan ve Hans Höerbiger tarafından ortaya atılan ‘Ebedi Buz’ teorisini biliyor olmalısınız. Çünkü anlattıklarınız bu alim tarafından iddia edilen görüşlerle aynı.

    Günümüzde bu teoriler, artık tartışmalardan düşse bile, H. S. Bellamy isimli araştırmacı tarafından hala savunulmaktadır.Faber & Faber Yayıevi tarafından basılan araştırmacının Moons, Myths and Man,The Book of Revelation is History,Built before the Flood,In the Beginning God,The Atlantis Myth,The Calendar of Tiahuanaco,The Great Idol of Tiahuanaco isimli kitaplarında bu konular ayrıntılı olarak anlatılır.

    Donelly, Velikovsky ve günümüzde Sitchin, bu teorilerinden yola çıkarak Marduk’a kadar gelen bir kıyamet teorisi silsilesi oluşturmuşlardır.’Düşen Aylar’ diye özetleyeceğimiz teori hakkında uzun süreler araştırma yapmış bir kişi olarak bu görüşlerin cazibesini bilirim.

    Tufan öyküsü ‘Düşen Ay’ teorisine en uyumlu anlatımdır. Nazi Almanyasında savunulmuş ve siyasileştirilmiş olması sebebiyle bu görüş bilimsel çevrelerde alay konusudur ve uçandairelerle birlikte kataloglanır.

    Yorumlarınızda bu teoriyi çok iyi irdelediğiniz kolayca anlaşıyor ki, Türkiye’de bu görüşleri iyi bilen ve benimseyen birilerinin olması beni cidden hayret içinde bıraktı. Önceki yazımın başındaki ‘üstad’ ibaresinin yazmaya beni zorlayan hissin boşuna olmadığını anladım.

    Görüşlerinizi bekliyorum.

    NOT: Düşen Ay’ın Avustralya kıtası olduğu veya bugün gökyüzündeki Ay’ın Dünya’dan koparak uzaya fırlayan bir parça olduğu şeklindeki görüşler George Darwin (1879), Osmond Fisher ve Howard B. Baker gibi bilim adamlarınca bir dönem savunulmuş ve yalnışlığı bilimsel olarak ortaya çıkarılmıştır.

  20. NECATİ diyor ki:

    necati

    sayın erkol önce düşünce ve görüşlerinize saygı duyarım
    tabidirki tartışmalar olacakki gercekler ortaya cıka
    yeterki medeni bi r şekilde tartışılsın.

    özellikle mezepotamya yani Sümerlerin yaşadığı bölgeler ve araştırmaların gercekliliyi benim KURAN üzerinde araştırmalarımla tam bir benzerlik ve uyum icerisindedir.

    ne varki ok yanus sularının bu bölgeden nasıl yükselipde akdeniz ve karadenize dolupda
    akdeniz ve karadeniz göl halindeyken deniz oluşunu gecmişde ve bu zamanın profesörleri bir türlü akıl sır erdiremiyor

    ayetlere pek girmeden edemiyorum ama kısaca deinerekten anlatim

    eskiden yani tufandan önce gök yüzünde bugünki gibi iki ay vardı
    yani kayıp gezegen
    ayet şöyle der macazen

    (güneş acılıp dürüldüyünde)
    yani güneşte büyük bir patlamanın olduğunu acılma (patlama) dürülme tekrar (toparlanma) anlamındadır

    (ay tudulduğunda)
    biz bizler sanırızki ayla güneşin arasına dünya girdiyinde ay tudulması gibi bir şey
    teori doğrudur
    ne varki öyle deil
    güneşdeki şitdetli patlamalar sonucu oluşan şok dalgalarının iki aydan birine carpması yani tutması anlamınadır.

    (birinci sur düdüyü ötdüyü zaman)
    ğüneşdeki şitdetli patlamalar sonucu oluşan şok dalgalarının ay’ı tutduğu zaman ay yörüngesinden cıkıp tiz bir sesle dünyaya doğru yönelir. yani (sur düdüyü)

    (vakti saati geldi ay ikiye ayrıldı)
    şöyle diyelim herhangi bir metoor taşı veya başka bir şey dünyaya doğru geldiyinde diyelimki dünyaya vurmasına bir hafta var sonra günlere düşer daha sonra dünya atmosferine carpdıktan sonra artık saatler kalır artı atmosfere vuran her hangi bir şey ikiye ayrılır ve hemen

    (ikinci sur düdüyü ötdüyü zaman)
    yer küreye iki parca halinde düşen ay ın bir parcası hindistan yarım adası ikinci parcasıda avustralya kıtasıdır

    (yeminler olsun iki güneşin aniden doğmasına aniden batmasına)
    hindistan yarım adası güneyden kuzeye doğru asya kıtasına carpar
    carpma neticesinde tabidirki dünya üzerinde büyük
    faylar oluşurturur oluşan bu faylar marmaraya kadar uzanır ve bugün tusunami’nin olduğu bölgede daha geniş fay hatları mevcutdur artı akdenizin güney sahillerindede vardır araştırmacılar bu fay hatlarını belgelemişlerdir
    artı 24 saati dolduğunda kutuplar yer deişir
    güney kutbu kuzeye geldiyinde dünya döndüyü istikametde ters döner
    bu dönüşüm neticesinde diyelim güneş tam doğacakken batar
    normal kutuplar yerlerine geldiyinde aynı olay tekrarlanır
    yaşanan bu tabiat olayını yer yüzündeki bir cok insan fak edemez ama

    (duyanada yeminler olsun duymayanada)

    avustralya kıtsı hint okyanusuna carpması neticesi sonucu ise taşmasına neden
    olur
    taşan okyanus suları mezepotamyadan cudi dağı eteklerine kadar gelir
    basra körfezi ve kızıl denizden yükselen yüksek dalgalar halinde akdenize dolar

    devam ederiz uyku bastırdı

    saygılar Selamlar
    NOT:
    uyku sersemliyle yazılarımda imla hataları oluşmuş olabilir ayrıyeten özür dilerim

  21. erkol diyor ki:

    Necati Üstadım,

    Ben Sümer kökenli olduğu artık iyice anlaşılan Kutsal kitaplardaki Nuh Tufanı öyküsünün tam olarak anlaşılabilmesi için Sümer medeniyetinin kökeni olan Ortaasya efsanelerinin ve kültürünün iyice incelenmesi gerektiğine inanmaktayım.

    Nitekim Kur’anı Kerimde Nuh devrinde inanıldığı söylenen tanrıların Hint tanrıları ile aynı adları taşıyor olması olayın geçtiği çoğrafya hakkında ipucu vermektedir.

    Öğrencilik yıllarımda meşhur Sümerolog M.İlmiye Çığ Hanımefendiye bir kitap fuarında söylediğim bu görüşe alaycı bir tebessüm takınmasına rağmen, son çalışmalarında kendisi de bu görüşü savunmaktadır.

    Buz devrinin hatırası olarak tüm insanlık kültüründe yerini bulan Büyük Sel Felaketi elbetteki tüm dünyayı etkiledi. Ancak bizim ilgi alanımızdaki Hz. Nuh’un yaşadığı tufan anısının Ortaasya çoğrafyasına ait bir anı olduğunu düşünmekteyim. Bunun kanıtlayacak bilimsel veriler olmakla birlikte aksini iddia edecek sağlam deliller ortaya atılabileceğini de bilmekteyim.

    Değerli bilgilerinizle siteye yaptığınız katkıya da teşekkür ediyorum. Önceki yorumunuzu yayınlamadığım için bana hak verdiğinizi umuyorum.

    Bu ülkede sizin gibi aydın zihinli insanların sayısının artmasını canı gönülden diliyorum.

  22. NECATİ diyor ki:

    necati

    sevgili erkol merhaba

    deniz suları 200 metre yükseldiyinde genelde EGE bölgesinin sular alltında kaldığı görülüyor deniz’li İlinin eteklerini öteye gecmeyen deniz suyunun NUH gemisinin nasıl olurda deniz seviyesinden 3000 bin küsür olan Cudi dağının üzerinde veya yamac veya eteklerinde kal ır?
    kaldıki deniz seviyesinden 5000 küsür olanAğrı dağının eteklerinde veya zirvesinde kalır ? saygılarımla evet
    toy gılmanlar (yani: (genc efeler)
    KURAN’da suların nasıl ve nereden yükseldiyi
    tekrar geriye suların hangi boğazlardan hint okyanusuna boşaldığını macazen anlatmaktadır

    selamlar

  23. erkol diyor ki:

    Necati Kardesim;

    Yazinizin iceriginin olaganustu bilgiler icermekte oldugunu soylemek isterim. Anlattiklarinizdan bu alanda uzman bir kisi oldugunuz kolayca anlasilmakta.

    Ancak ulkemizin basindaki en buyuk kultur katilleri arasinda olan define avcilarini cezbedecek detayli bilgiler iceriyor olmasi sebebiyle yayinlamanin uygun olmayacagini dusundum.

    Affiniza siginiyorum. Saygilarimi sunuyorum.

  24. NECATİ diyor ki:

    sitenizd nuh gemisi hakkında
    yazılan yazılarım asılmamış neden

  25. theofilos diyor ki:

    Kültür hazine ise biz anadolular hepimiz Karun kadar zenginiz

  26. erkol diyor ki:

    Gizlibilgi
    Değerli yorumun için teşekkürler.
    Konu çok derin, tonlarca kitap yazılabilir.
    Ancak nedense türkçe kaynak pek kıt.
    Birileri bir başkalarının uyanmasından korkuyor gibi!!!

  27. gizlibilgi diyor ki:

    ABD başkanı Clinton’ un güzel bir lafı var? “Ne zaman haritayı açsam, tam ortadaki Türkiye gözüme çarpıyor.” Tarih boyunca tüm uygarlığın merkezi Anadolu topraklarıdır. İlk buğdayın ekildiği, ilk şarabın yapıldığı, ilk Tanrı Kybele’nin (ilk peygamberi -bu laf bana ait değil Halikarnas Balıkçısına ait- Attis ile) ortaya çıktığı, ilk ahdin İbrahim Peygamber ile yapıldığı, ilk paranın basıldığı ve senin yazdığın gibi cennetin, Nuh’un gemisin, ilk Ziguartların olduğu, Atlantis’ in bulunduğu, daha birçok olağanüstü değerlerin sahibi topraklar. Tarihe sahip çıkalım ve sonuna kadar araştıralım. Bu topraklarda Hitit İmparatorluğu (Kafkaslardan göç etmiş bir kavim), Etrüks kökenli Roma İmparatorluğu (%100 asyalı olduğu 6 avrupalı üniversite tarafından tescil edilmiş), B. Selçuklu İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu MERKEZİ olmuş bu topraklar. 5000 yıldan bu yana Asyalı olmuş bu topraklar en az 5000 yıl daha Asyalı olacaktır. Hiç kimse şüphe etmesin.

    not: Trakların sahip olduğu, Trakya’ daki 3000 yıllık yüzlerce Kurganları açın artık. Açın ki içindeki Asya kökenli ölü gömme gelenekleri dünyayı sarssın. neden hala saklıyorsunuz. Neden Traklar? bu kavim Truvanın ve Avrupanın ataları sayılıyor. Asyalı olduklarını görünce şok olacaklar. Truva’ dan dönen “onbinlerin dönüşü” kitabında anlatılanlar neye gitti Tabiki anayurtlarına. !!!!!!! :)) Uyanın Lütfen…..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s