Simya – Öyküler 1- Altın Üreten Yabancı

Posted: 18 Eki 2009 in Büyü ve Büyücülük, Simya

Wilhelms Von Oranien’in özel doktoru Jean Frederick Helvetius (sakın onu Fransız filozof Clade-Arien Helvetius ile karıştırmayın) simya alanında ismi en çok geçen insanlardan biridir. Daha 1776 yılının başlarında transmutasyon (maddenin değişimi) hakkında ayrıntılı bir rapor hazırlamış ve yayınlaşmıştı. Onun bu bilimsel makalesi bu gün bile itibar görmektedir. Ancak ona maddenin değişimi konusunda asıl ününü kazandıran kendi çalışmalarından çok başka birinin yaptığı bir çalışmanın güvenilir Tanığı olmasıdır..

Helvetius

Helvetius eserlerinde 27 Aralık 1666 günü sabahı tanımadığı bir yabancının kendisini ziyaret ettiğini anlatır. Bu yabancı çok iyi giyimli olmamasına rağmen rahat tavırlarıyla dikkat çekmekteydi. Son derece kendini beğenmiş ve kendinden emin bir duruşu vardı. Selam verdikten sonra Helvetius ile görüşmek istediğini söyledi.

Adam kendini sanatkar Elias olarak tanıttı. O dönemde sanatkar kelimesi simya alanında sırrı bilen anlamında kullanılmaktaydı. Yabancı, Helvetius’a:

“- Simyacıların eserlerinde bahsettikleri felsefe taşının rengini bilmenize, bileşimi ve özellikleri konusunda bu kadar engin bilgi sahibi olmanıza rağmen onu kendiniz üretmeyi niye düşünmediniz?” diye sordu.

Helvetius “- Denedim, ancak beceremedim.” karşılığını verince, adam elinde tuttuğu küçük bir çuvalın içinden üzerinde garip desenler olan, küçük fildişi bir kutu çıkarttı. Kutunun içinde sarı cam parçasını anımsatan bir cisim duruyordu.

Adam “- Bu küçücük parçacıktan 20 ton altın elde etmeye yetecek kadar -boya- bulunuyor” dedi. Boya simyada transmutasyonu sağlayan felsefe taşının bir başka adıydı.

Bu küçük parçayı elinde bir süre tutarak inceleyen helvetius istemeye istemeye taşı sahibine verdi ve soru : “- Taş, niye yazılarda anlatılan renkte değil?”. adam yeniden kendinden oldukça emin bir şekilde rengin hiç bir anlam ifade etmediğini asıl önemli olanın taşın kullanıma hazır olup olmadığı olduğunu anlattı.

Helvetius taştan küçük bir parçayı kendisine vermesini rica etti, yabancı kabul etmedi. Bu kez alim, en azından kendi gözleri önünde bir değişim yapması ricasında bulundu. Adam bunu da reddetti. “- Tekrar geleceğim!!!” diyerek Helvetius’un yanından ayrıldı.

Gerçekten de bu tarihten sonra bir kaç kez daha bilim adamını ziyarete geldi. Bu ziyaretlerinden birinde taştan bir parçayı kopartarak Helvetius’a vermeyi kabul etti. Devamını Helvetius’un anılarından okuyalım:

” Bana hardal tanesi iriliğinde küçük bir parça verdi. Sanki dünyanın en büyük hediyesini veriyor gibi davranıyordu. Ben bu parçanın dört kurşun tanesini bile değişime uğratmaya yetmeyeceğini söyleyince, o halde taşı geri vermemi istedi. Ben daha büyük bir parça vereceği umudu ile taşı kendisine geri verdim. halbuki o minicik parçayı bir kez daha ikiye bölerek yarısını kendine alıp diğer kısımını bana geri verdi. “- Size bu kadarı bile yeter!” diyerek söylendi.”

Helvetius bu kez hayal kırıklığı ile elinde kalan azıcık bir parçaya baktı. Bu öyle küçük bir parça idi ki, bunula değişi yapılması imkanı yok diye düşündü. Ama yabancı bu parça ile 15 gramdan fazla kurşunu kolayca altına dönüştürebileceğini söyledi. Daha önce bir çok kereler denemeler yapmış olan Helvetius için elindeki minik parça hiç bir anlam ifade etmiyordu.

Simyasal Elementler

Elias yanında aletlerinin olmadığını tekrar geldiğinde işlemi Helvetius’un gözleri önünde yapacağını söyledi. Ancak Elias hiç bir zaman gelmedi. İddia edildiği gibi Elias bir şarlatan olsaydı, mutlaka Helvetius’un gözünü boylamak için gelirdi ve belki de yanında getireceği kurşunlarla deneyi kendisi yapardı, ama gelmedi.

Aradan bir süre geçtikten sonra Helvetius karısının zorlaması ile deneyi kendisi yapmaya karar verdi:

“Karıma boyayı (yani minik parçacığı) balmumuna bulamasını söyledim. Bu arada ben de bir miktar kurşun hazırladım. Sonra balmumu ile kaplı boyayı kurşunun üzerine tutturdum. Her ikisini ateşe tuttum. Balmumu ıslığa benzer bir ses çıkartarak erimeye ve kurşuna işlemeye başladı öve on onbeş dakika sonra eriyen kurşun saf altına dönüştü. Hal değişimiminden önce kurşun oldukça parlak yeşil bir renk almıştı, ben dökünce kan gibi kırmızı oldu. Altını alarak hemen bir kuyumcuya gittik. Adam bunun gördüğü en iyi cins altın olduğunu söyleyerek karşılığında 50 Florin teklif etti.”

Doğal olarak böyle bir olayın söylentisi kısı sürede her yana yayıldı. Hele simyanın yaygın olduğu o dönemi düşünürsek öykünün ne kadar hızlı yayıldığını anlatmak bile gerekmez. Helvetius’un evi bin haç alanına döndü. Bilim adamları, meraklı simyacılar, öğrenciler ve komşulardan oluşan bir ordu elde ettiği altını görmek, bir an olsun elde tutabilmek için sıraya girdiler. Bir çok kimse altından bir parçayı incelemek için istedi.

Helvetius bu teklifi kabul etti ve ziyaretçilerle birlikte Kuyumcu Brechtel’e gittiler. Kuyumcu bu kez yeni bir deney yaptı, bir birim altına üç birim gümüş katarak etti. bu karışı soğuttutan sonra üzerine nitrat asidi dökerek gümüşü çözelttiler ve altın toz halinde dibe çöktü. Yeniden asit dökülerek altın bir araya getirildi.

Helvetius “Fakat bu kez garip bir başka şey daha oldu” diyor, “Deneyi yapınca önce altının yarısından fazlasının kaybolduğunu zannettik. Ama sonradan aksine, bir kısım gümüşün de altına dönüşerek altın miktarının çoğalmış olduğunu gördük”.

Deney tekrarlandı ve altın miktarı yine arttı. Geriye gümüş kalmayıncaya kadar tekrar tekrar denendi. Helvetius’un anlattığı bu öykünün gerçekliği tartışmalı mıdır?

Ünlü felsefeci Spinoza bir arkadaşına yazdığı mektubunda bu olaydan bahsetmektedir:

“Helvetius olayı hakkında konuşunca Voss benimle alay etti ve böyle saçmalıklarla ilgilenmeme şaşırdığını söyledi. Meseleyi aydınlatmak için Kuyumcu Brecthel’e gittim. Bana madeni eritirken gümüş ilave ettiğini ve sonuçta altının ağırlığının arttığını doğruladı. Bu da altının değişik bir şey olduğunu kanıtlıyordu. Çünkü gümüşün bir kısmı doğrudan doğruya altına dönüşmüştü.”

“Yalnız Brechtel değil bu incelemeye katılan diğer kimseler de bana olayın bu şekilde gerçekleştiğini anlattılar. Bunun üzerine Helvetius’a gittim. Erimiş altına daldırdığı çubuğun soğuduktan sonra üzerinin tamamen altınla kaplanmış olduğunu gördüm. Bana erimiş kurşunun üzerine yabancının verdiği taşın dörtte birini bile koymadığını söyledi.”

Spinoza

Şüpheciliği ve herşey kolay kolay inanmaması ile tanına Spinoza bile olayın gerçekliğini kabul etmiştir.

Yıllar sonra bu kez bir başka yabancı ünlü İngiliz fizik ve kimyacısı Robert Doyle’yi ziyaret edecektir. Bu garip yabancı bilim adamına bir parça boya verecektir. Boyle günlüklerinde parçanın o kadar küçük olduğunu söyler ki, nerede ise rengi seçilememektedir. Ancak temkinli fizikçi dönüşüm deneyini kurşunla ve gümüşle değil bizzat altınla yapacaktır. On gram altını bir kapta eritip üzerine meçhul parçayı atar. Altının ağırlığında kayıp olmamamsına rağmen kurşun oksidi tabakası ile kapladığını gözlemler. Ayrıca kapta beş küçük gümüş kürecik belirmiştir.

1679 senesinde meydana gelen bu olaydan sonra Boyle, maddenin bileşiminin, esnekliğinin ve özgül ağırlığının bir başka madde ile değişime uğratılabileceği sonucuna varacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s