‘Kriptozooloji’ Kategorisi için Arşiv

Kamboçya’da bulunan Angkor Tapınağı antik dünyanın en önemli yapılarından biridir. 8nci yy.dan 14ncü yüzyıla kadar hükümdarlık sürmüş olan Khmer İmparatorluğu zamanda işaa edildiği bilinen tapınak günümüzde en populer turistik merkezlerdendir.

Bu yılın şubat ayı içinde kriptozoologların ilgisini çeken bir kabartmanın resimleri internette yer almaya başladı.

Kabartmada bariz bir biçimde 65 milyon yılönce yaşamış ve dünya sahnesinden çekilmiş Stegosoros (Stegosaur stenops) görülmektedir.

Günümüz gergedanlarını anımsatan bu dinazor çağdaş bilim adamlarına göre hiç bir zaman insanlar tarafından canlı olarak görülmemiştir. Bizler onun varlığını ancak 20nci yüzyılda yapılan paleoantolojik kazılarda çıkan kemiklerin yeniden bir araya getirilmesiyle öğrendik.

Pekiyi durum böyle ise bu kabartmayı yapan sanatcı neyi model olarak kullanmış olabilir?

Bazılarına göre tapınak duvarındaki resim bir gergeden veya su aygırına aittir. Kimileri ise bu oymanın modern bir sahtekarlık ürünü olduğuna inanmaktadır. Turistler çekmek için yeni bir düzenleme olabilir. Belki de bu hayvan yakın tarihe kadar yaşamış da olabilir.

Reklamlar

Çin’in Anhui eyaletinde bir balıkçı tarafından yakalanan küçük yaratık herkezi korkuttu.

Telegraph Gazetesinin internet sitesi Telegraph.co.uk a göre, Çin’in Anhui şehrinde bir balıkçının ağlarına takılan yaratık kaplumbağa ile dinazor arasında bir görünümündeydi.

Yaratığın 76 santimetre uzunluğunda ve 30 santimetre genişliğinde,  ağırlğı ise 7 kilogram olduğu tespit edildi.

Balıkçı Sun Yongcheng  ‘ağlarda siyah bir şeyin oynadığını fark ettim, ağdan ayırmak isterken bana hamle yaptı. Isırmaya çalışınca korktum. Ağın bir kısmını dişleri ile parçaladı, güçlükle alabildim‘ açıklamasını yaptı.

Yerel yatkililere göre bu yaratık bölgede bilinen bir varlık değildi ve gölün ekolojisisni bozabilecek bir tehdit unsuruydu. Mahalli Su Avcılığı Bürosu yetkililer ise bu yaratığın biriler tarafında kasıtlı olarak buraya bırakılmış olabileciğini  açıkladılar.

Geçtiğimiz aylarda gazetelerin internet sayfalarında şöyle bir haber vardı: Prehistorik çağdan bu yana çok az evrimleşen coelacanth türü balığa Endonezya kıyılarında rastlandı.

Japon bilim insanları, yaşayan fosil olarak bilinen ve çok nadir rastlanan ‘coelacanth’ türü balığın fotoğrafını çekmeyi başardı. Kısa süre önce doğduğu sanılan balığa Endonezya’nın Sulawesi Adası kıyılarında 528 metre derinlikte rastlandı.Fukushima Aquamarine araştırma kuruluşunda görevli Masamitsu Iwata, boyu 32 cm civarında olduğu belirlenen genç coelacanth’ın yaklaşık 20 dakika boyunca görüntülendiğini açıkladı. Çekilen görüntülerin balığın yaşam alanı hakkında yeni bilgiler kazandıracağı düşünülüyor.

Neredeyse hiç görülmediği için zaman zaman soyunun tükendiği sanılan balığı önemli kolan özellik, prehistorik çağdan bu yana çok az evrim geçirmiş olması. Daha önce coelacanth’lara ait fosiller bulunmuş, 1938 yılına kadar da soyu tükenen prehistorik bir tür olduğuna inanılmıştı. O yıl Afrika’nın güney kıyılarında canlı bir coelacanth’a rastlanması, bilhassa evrimbilimciler arasında büyük heyecan yaratmıştı.

Haberdeki dejenformasyonlar şunlardı:

1- Bu balık pek de nadir görülen bir hayvan değildi ve varlığı uzun süredir bilinmekteydi.

2- Az evrim geçirdiği şeklindeki açıklama tamamen yalandı, çünkü hiç evrim geçirmediği ve fosil balıklarla aynı morfolojik yapıya sahip olduğu da iyi bilinmek teydi.

3-  ‘canlı bir coelacanth’a rastlanması, bilhassa evrimbilimciler arasında büyük heyecan yaratmıştı’ tamamen çarpıtma bir kelimeydi; çünkü bir çok evrim savunucusu bu hayvanın adını bile ağızlarına almak istemezler. Bu balığın varlığı görmezlikten gelmeyi tercih ederler. Haberdeki kelime ‘canlı bir coelacanth’a rastlanması, bilhassa evrimbilimciler arasında büyük tedirginlik ve rahatsızlık yaratmıştı‘ olmalıydı.

Çin’de ormanda bulunduğu ve 16,7 metre uzunluğunda olduğu iddia edilen bir yılan fotoğrafı internette sansasyon yaratırken, yerel yetkililer haber ve fotoğrafın “uydurma” olduğunu belirtti.

17 Metrelik Yılan

Çin Komünist Partisi’nin gazetesi People’s Daily’nin web sitesinde yayınlanan haber ve fotoğrafta, Jiangşi bölgesindeki Guiping kenti dışında yol inşaatı için ormanda temizlik yapan işçilerin iki dev boa yılanı buldukları belirtildi.

Buldozerin kepçe darbesinin toprağı kazarken yılanlardan birini yaraladığını yazan gazete, aynı anda altın renkli ikinci bir yılanın ağzı açık bir halde ortaya çıktığını, buldozer operatörünün korkudan felç olduğunu, diğer işçilerin de canlarını kurtarmak için kaçtıklarını iddia etti.

İşçiler geri döndüğünde yaralı boa yılanının öldüğünü ve diğer yılanın ortadan kaybolduğunu, buldozer operatörünün ise kendinden geçmiş halde bulunduğunu kaydeden Çin gazetesi, operatörün hastaneye kaldırılırken kalp krizi geçirdiğini ve hayatını kaybettiğini yazdı. Gazeteye göre, 16,7 metre uzunluğunda ve 300 kilo ağırlığındaki ölü boa yılanının 140 yaşında olduğu tahmin ediliyor.

Guiping’deki yerel hükümet yetkilileri ise, bölgede boa yılanının yaşamadığını belirterek, haber ve fotoğrafın aldatmaca olduğunu belirtti.

Panama Blue Hill Canavarı

Bazılarına göre bu yaratık başka bir gezegenden geldi, kimilerine göre az bilinen bir hayvan türünden başka bir şey değil. Ancak gerçek olan şu ki, ele geçen garip görünüşlü yaratık cesedi tüm dünyada tartışmalara sebep oldu.

Bir süre önce 14 ila 16 yaş arasındaki dört genç su jeti ile Panama’nın  Blue Hill adı verilen tepesi cıvarında gezinti yaptıkları bir sırada bu yaratıkla karşılaştılar. Gençleri gören canlı mağaranın duvarına tırmanmaya çalıştıysa da çocuklardan biri onu taş atıp sopa ile vurarak öldürdü. Önce jet içine aldıkları cesedi daha sonra  suya atıp oradan uzaklaştılar. Olayı duyarak bölgeye gelen meraklılar cesedi bulup TV kanallarına haber verdiler.

Cerro-Azull-Yaratigi

Yarıtık kriptozooliji tarihine Panama’nın Blue Hill Canavarı olarak geçmiştir.

19 ncu yüzyıl Londrasının bilinen en meşhur suçlusu sadece Karındeşen Jack değildir. Onunla çağdaş Zıplayan Jack, Türk okurları tarafından gizem meraklıları dışında pek bilinmemekle birlikte karındeşen kadar meşhurdur. Bu yaratık geceleyin ortaya çıkmakta, inanılmaz sıçrayışlar yapmakta, bazen ayakların bazen ellerin üzerinde yürümekte, gözlerinden ateşler çıkarmakta ve karşına çıkana zarar vermekten de sakınmamaktadır. Aşağıda anlatılan olaylar size inanılmaz gelebilir ancak gerçektir….

Zıplayan Jack

Zıplayan Jack (İngilizce ismi Spring Heeled Jack) bir canavar mı, uzaylı mı, yoksa üzerinde gizli aparatlar saklı bir kostüm giyen çılgın bir bilim adamı mıydı? Bu soru hala tüm dünyada sorulmaktadır. 1830 yılında bu adam tüm İngiltere’ye korkutmuştu. Görenler onu uzun, zayıf, güçlü, ile siyah pelerin giyen ve 6-9 metre kadar sıçrayabien bir insan olarak tanımlamaktaydılar. Büyük noktalar şeklinde gözleri ve burnu olan, garip beyaz ve mavi ateş tüküren bir yaratık olduğu da rapor edilmişti.

İlk olarak 1837 Eylülünde görüldü. Gecenin geç saatinde işinden evine dönen bir iş adamı mezarlık demirleri üzerinde garip bir karartı gördü. Mezarlık parmaklıkları 3 metre yüksekliğinde olmasına rağmen, yabancı bunları hiç zahmet çekmeden tırmandı ve karşı tarafa geçerek adamın yolunun önüne çıktı. Sivri kulakları vardı ve gözleri kırmızı parlıyordu; burnu da dik ve sivri idi.

Bir süre sonra Zıplayan Jack 3 kadın ve bir erkeğin içinde bulunduğu bir gruba saldıracaktır. Hepsi kaçtıysa da Polly Adams geri de kaldı. Zıplayan Jack onu buluzundan yakaladı, göğsüne yapıştı ve karnını pencelemeye başladı. Bu saldırı sırasında şuurunu kaybeden genç kızı polis baygın olarak bulacaktır.

1838 yılının 22 Şubatında 18 yaşındaki Jane Alsop evinin kapısının çalındığını duydu. Kapıyı açtığında karşısına çıkan siyah cübbeli bir adam ( zamanlar polisler siyah cübbe giyiyorlardı) “Ben bir polisim. Allah aşkına bana bir ışık getirin. Bu sokakta Zıplayan Jack’i sıkıştırdım” diye bağırıyordu. Jane babası ve iki kız kardeşi ile aynı evde oturuyordu. Adama ışık getirmek için geri döndü. Bir mum bularak adamın olduğu kapı ağzına döndü. Işık adamın garip yüzünü aydınlattı:  Bu Zıplayan Jack’ten başkası değildi. Aniden kızın yüzüne mavi-beyaz bir gaz püskürttü. Kız kaçmak istediyse de, yabancı onu saçlarından yakaladı. Bu sırada olay yerine gelen kız kardeşlerden biri kurbanı içeri çekmeye çalıştı. Zıplayan Jack telaşla uzaklaşana kadar bir süre kapının önünde görültü yapacaktır. Tanıklardan birine göre Jack, Jane’nin bahcesine paltosunu düşürerek kaçacaktır. Bazı görgü tanıkları Jack’in bir suç ortağı daha olduğunu söyleyeceklerdir.

Zıplayan Jack

Jane polise verdiği ifadede Zıplayan Jack’i şöyle anlatıyordu: “Kafasında büyükce bir kask vardı ve muşambayı andıran bir elbise giyiyordu. Elbiselerinden biri polislerin giydiği cübbeye benziyordu. Elleri oldukça soğuk; buz gibiydi ve penceleri çok güçlüydü. Ama en korkunçu gözleriydi. Ateş topları gibi yanıyordu“.

Zıplayan Jack’in saldırıları ve şımarıklıkları devam edecektir. 19 ncu yüz yıl boyunca İngiltere’nin neredeyse her yerinde görülecektir. 1830ların sonuna doğru bir ara ortadan kaybolduysa da, 1840 yılından 50 lere adar zaman zaman piyasaya çıkacaktır. 1870de bir nöbetçi bölüğünü korkutacak, karanlıktan ok gibi fırlayarak ıslak ve soğuk elleri ile onların suratlarını tokatlayarak, nöbetçi kulubesinin çatısına sıçrayacaktır. 1877’de kızgın kasaba halkı sokaklarda ardından ateş edeceklerdir. O sadece kahkahalar atarak karanlığa karışacaktır.

Zıplayan Jack

Bugün Zıplayan Jack’in kim veya ne olduğu hala bilinmemektedir. Onunla ilgili bir çok kitap, çizgi roman ve bir de sinema filmi vardır. Ve tabii pek çok teori ve sansasyonel açıklama…..

Kırk yıl kadar önce iki bilinmeyen araştırmacısı ile bir maceraperest ve bir ceset etrafında geçen olaylar hala sırrını korumaya devam etmektedir. Hansen isimli panayırcı bir sahtekar mıydı. Yoksa bir cinayet topluma farklı biçimde mi gösterildi ve para kaynağı yapıldı. Yoksa bilim tarihinin en büyük buluşu değer bilmez ellerde yok olup gitti?

Buzadamı Buzdan Lahdinin İçinde

1968 yılında biri bir bilim kurgu yazarı Ivan Sanderson ve diğeri Belçikalı bir tabiat bilimci Dr. Bernard Heuvelmans, üzeri kıllarla kaplı ve tam olarak insan olmayan bir yaratık hakkında söylentiler duyduklarında bir proje yürütmek için Sanderson ’un evinde bir araya geldiler.

Garip insan benzeri yaratık sahibi Hansen tarafından bir cam kabin içerisinde dondurularak korunmuş olarak ve “Buz devrinden kalma tek insan” etiketi altında 25 sent bedeli mukabilinde tüm Amerika Birleşik Devletlerinin bir ucundan diğerine gezerek meraklılarına gösteriliyordu.

Buzadamı Çizimleri Sanderson ve Heuvelmans birlikte araçlarını Hansen ’in küçük treylerini park ettiği çiftliğine gittiler. Yaratığı incelediler ve netice itibarıyla bunun bir Neanderthal adam veya bir Kocaayak olduğuna ikna oldular.

Hansen’in iznini alarak yaratık üzerinde üç gün süren daha geniş kapsamlı incelemelerine başladılar. Önlerinde duran şey gerçekti ve kesinlikle bir aldatmaca söz konusu değildi. Delilleri arasında eriyen kısımlardan dışarıya çıkan et parçalarında kokuşma ve çürümeler vardı. Ayrıca yaratığın gözünden vurularak öldürüldüğünü kayıtlarına geçirdiler.

Hansen bu yaratığın nereden temin edildiği konusunda asıl sahibine söz verdiği için hiç bir açıklama yapamayacağını söylemiştir. Hansen’in anlattığına göre bu ganimetin asıl maliki Kaliforniyalı egzantrik milyoner bir iş adamıydı. Sonununda Hanser Doktor Heuvelmans ve Ivan Sanderson’a eğer başkalarına anlatmama sözü verirlerse yaratığın nasıl temin edildiğini ve nerede bulunduğunu anlatabileceğini söylediyse de ne Heuvelmans ne de Sanderson böyle bir söz veremeyeceklerini belirttiler. Böylece Karadamın orjinine ilişkin tarihsel hikayeye bir cevap alamadılar.

Bununla ilgili hiçbir kayıt bulunmamasına rağmen, Heuvelmans yaratığın Vietnam savaşı sırasında vurulduğu ve askerler için kullanılan ‘ceset torbası’ içinde Amerikaya getirildiği sonucuna vardı. “Preliminary Note on a Specimen Preserved in Ice; Unknown Living Hominid – Buz içinde Korunan Tür üzerine Giriş Notu: Bilinmeyen İnsansı-Varlık.” başlığı altında bir yazısını Belçika Tabiat Bilimleri Enstitüsüne gönderdi. Sanderson aynı konu ile ilgili “Living Fossil – Yaşayan Fosil” alı makalesini Argosy Dergisinde yayınlattı.
Makaleler yayınlandıktan sonra Sanderson’un Dr. John Napier’e ulaşarak yaratık üzerinde daha geniş ve tam bir bilimsel araştırma yapılmasını istemesiyle Smithsonian Enstitüsü işin içine iyice girdi. Bazı tartışmalardan sonra Smithsonian’ın başındaki yöneticiler cinayet teorisini yeniden gözden geçirdiler ve işin FBI ı ilgilendiren bir ırk katliamı olduğu sonucuna vardılar. Ancak, FBI ın başkanı J. Edgar Hoover varlık eğer canlı bir insan değilse onları koruyan her hangi bir yasa olmadığını belirtti.

Tabloit Naional Bulletin gazetesinin Helen Westring isminde bir bayanın yaratığı kendisinin vurduğuna dair hikayesini basmasıyla bu kez konu kamuoyunun önüne geldi. Kadının söylediklerine göre yaratık 1966 senesinde Minnesota’da Bemidji bölgesinde kendisine saldırmış ve onu vurmuştu. Sağ gözünden tek atışla vurduğunu söylemekteydi. 1967 yılında özel efektlerle bezenmiş “Iceman-Buzadamı” adlı film eş zamanlı olarak gösterimdedir. Disneyland’a çizimler yapan Howard Ball ve oğlu Kenneth “sanatçı gözüyle Cro-Magnon adamı” olarak adlandırdıkları “kafatası kırılmış ve bir gözü dışarı fırlamış” lastikten bir taklit yapmışlardı.

Hansen ve Buzadamı Sergide

Hansen hiçbir zaman orijinal yaratığın bir model olduğunu açık bir şekilde ne belirtti ve ne de aksini reddetti. Yaptığı resmi açıklamada yaratığı isimsiz bir milyonerden üzerinde inceleme yapılmasına izin verilmemesi şartıyla satın aldığını bildirdi. Smithsonian ilgisini çok çabuk kaybetti ve olayı bir aldatmaca olarak kayıtlarına geçirdi. Sanderson ve Heuvelmans bundan sonra yaratık hakkında hiçbir açıklama yapmadılar. İki yıl kadar sonra Hansen’in şöhretini korumak için “buz adamı” yok ettiği söylentisi ortalıkta dolaşmaya başladı. Buna rağmen kopyaları zaman zaman panayır yerlerinde teşhir edildi ve daha sonra Hansen’le birlikte tarih oldular…