‘Tabiatın Gizemleri’ Kategorisi için Arşiv

Avustralya’daki çöl kasabasının sakinleri, bir anda gökyüzünden balık yağmaya başlayınca şaşkına döndüler

650 kişilik nüfusu olan küçük Lajamanu kasabasının sakinlerinden Christine Balmer, evine doğru yürürken garip bir “yağmur” başladı.
Balmer, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Yüzlerce balık bir anda gökyüzünden yağmaya başladı. Kasabalılar etrafta koşuşup, balıkları toplamaya çalışıyorlardı.”
“Balıklar yere düştüklerinde hâlâ canlıydı. Yani, buraya ‘uçarak’ gelirken de canlıydılar.”
“Avustralya’nın başka bir noktasında yaşayan aileme gökyüzünden balık yağdığını söylediğimde, delirdiğimi sandılar.”
“Ama hayır, delirmedim. Tek söyleyebileceğim yağanların timsah olmadığı için memnun olduğum”

Çöle balık yağdı!
Meteorolojistler olayın muhtemelen bir hortum sebebiyle yaşandığını söylediler. Hortumların nehirlerdeki suyu içindeki canlılarla beraber emip, yüzlerce kilometre uzağa taşıyabildiği biliniyor.
Avustrala Meteoroloji Bürosu’ndan bir yetkili, “Havalandıktan bir süre sonra neredeyse donmuş hale geliyorlar ve ardından serbest kalıp, düşmeye başlıyorlar” dedi.
Lajamanu kasabası Tanami Çölü’nün sınırında yer alıyor.
Kasaba yerlilerinden 48 yaşındaki Les Dillon, 1980’lerin başında da enzer bir olayın yaşandığını söylüyor.

milliyet.com.tr

Çin’de ormanda bulunduğu ve 16,7 metre uzunluğunda olduğu iddia edilen bir yılan fotoğrafı internette sansasyon yaratırken, yerel yetkililer haber ve fotoğrafın “uydurma” olduğunu belirtti.

17 Metrelik Yılan

Çin Komünist Partisi’nin gazetesi People’s Daily’nin web sitesinde yayınlanan haber ve fotoğrafta, Jiangşi bölgesindeki Guiping kenti dışında yol inşaatı için ormanda temizlik yapan işçilerin iki dev boa yılanı buldukları belirtildi.

Buldozerin kepçe darbesinin toprağı kazarken yılanlardan birini yaraladığını yazan gazete, aynı anda altın renkli ikinci bir yılanın ağzı açık bir halde ortaya çıktığını, buldozer operatörünün korkudan felç olduğunu, diğer işçilerin de canlarını kurtarmak için kaçtıklarını iddia etti.

İşçiler geri döndüğünde yaralı boa yılanının öldüğünü ve diğer yılanın ortadan kaybolduğunu, buldozer operatörünün ise kendinden geçmiş halde bulunduğunu kaydeden Çin gazetesi, operatörün hastaneye kaldırılırken kalp krizi geçirdiğini ve hayatını kaybettiğini yazdı. Gazeteye göre, 16,7 metre uzunluğunda ve 300 kilo ağırlığındaki ölü boa yılanının 140 yaşında olduğu tahmin ediliyor.

Guiping’deki yerel hükümet yetkilileri ise, bölgede boa yılanının yaşamadığını belirterek, haber ve fotoğrafın aldatmaca olduğunu belirtti.

Kırk yıl kadar önce iki bilinmeyen araştırmacısı ile bir maceraperest ve bir ceset etrafında geçen olaylar hala sırrını korumaya devam etmektedir. Hansen isimli panayırcı bir sahtekar mıydı. Yoksa bir cinayet topluma farklı biçimde mi gösterildi ve para kaynağı yapıldı. Yoksa bilim tarihinin en büyük buluşu değer bilmez ellerde yok olup gitti?

Buzadamı Buzdan Lahdinin İçinde

1968 yılında biri bir bilim kurgu yazarı Ivan Sanderson ve diğeri Belçikalı bir tabiat bilimci Dr. Bernard Heuvelmans, üzeri kıllarla kaplı ve tam olarak insan olmayan bir yaratık hakkında söylentiler duyduklarında bir proje yürütmek için Sanderson ’un evinde bir araya geldiler.

Garip insan benzeri yaratık sahibi Hansen tarafından bir cam kabin içerisinde dondurularak korunmuş olarak ve “Buz devrinden kalma tek insan” etiketi altında 25 sent bedeli mukabilinde tüm Amerika Birleşik Devletlerinin bir ucundan diğerine gezerek meraklılarına gösteriliyordu.

Buzadamı Çizimleri Sanderson ve Heuvelmans birlikte araçlarını Hansen ’in küçük treylerini park ettiği çiftliğine gittiler. Yaratığı incelediler ve netice itibarıyla bunun bir Neanderthal adam veya bir Kocaayak olduğuna ikna oldular.

Hansen’in iznini alarak yaratık üzerinde üç gün süren daha geniş kapsamlı incelemelerine başladılar. Önlerinde duran şey gerçekti ve kesinlikle bir aldatmaca söz konusu değildi. Delilleri arasında eriyen kısımlardan dışarıya çıkan et parçalarında kokuşma ve çürümeler vardı. Ayrıca yaratığın gözünden vurularak öldürüldüğünü kayıtlarına geçirdiler.

Hansen bu yaratığın nereden temin edildiği konusunda asıl sahibine söz verdiği için hiç bir açıklama yapamayacağını söylemiştir. Hansen’in anlattığına göre bu ganimetin asıl maliki Kaliforniyalı egzantrik milyoner bir iş adamıydı. Sonununda Hanser Doktor Heuvelmans ve Ivan Sanderson’a eğer başkalarına anlatmama sözü verirlerse yaratığın nasıl temin edildiğini ve nerede bulunduğunu anlatabileceğini söylediyse de ne Heuvelmans ne de Sanderson böyle bir söz veremeyeceklerini belirttiler. Böylece Karadamın orjinine ilişkin tarihsel hikayeye bir cevap alamadılar.

Bununla ilgili hiçbir kayıt bulunmamasına rağmen, Heuvelmans yaratığın Vietnam savaşı sırasında vurulduğu ve askerler için kullanılan ‘ceset torbası’ içinde Amerikaya getirildiği sonucuna vardı. “Preliminary Note on a Specimen Preserved in Ice; Unknown Living Hominid – Buz içinde Korunan Tür üzerine Giriş Notu: Bilinmeyen İnsansı-Varlık.” başlığı altında bir yazısını Belçika Tabiat Bilimleri Enstitüsüne gönderdi. Sanderson aynı konu ile ilgili “Living Fossil – Yaşayan Fosil” alı makalesini Argosy Dergisinde yayınlattı.
Makaleler yayınlandıktan sonra Sanderson’un Dr. John Napier’e ulaşarak yaratık üzerinde daha geniş ve tam bir bilimsel araştırma yapılmasını istemesiyle Smithsonian Enstitüsü işin içine iyice girdi. Bazı tartışmalardan sonra Smithsonian’ın başındaki yöneticiler cinayet teorisini yeniden gözden geçirdiler ve işin FBI ı ilgilendiren bir ırk katliamı olduğu sonucuna vardılar. Ancak, FBI ın başkanı J. Edgar Hoover varlık eğer canlı bir insan değilse onları koruyan her hangi bir yasa olmadığını belirtti.

Tabloit Naional Bulletin gazetesinin Helen Westring isminde bir bayanın yaratığı kendisinin vurduğuna dair hikayesini basmasıyla bu kez konu kamuoyunun önüne geldi. Kadının söylediklerine göre yaratık 1966 senesinde Minnesota’da Bemidji bölgesinde kendisine saldırmış ve onu vurmuştu. Sağ gözünden tek atışla vurduğunu söylemekteydi. 1967 yılında özel efektlerle bezenmiş “Iceman-Buzadamı” adlı film eş zamanlı olarak gösterimdedir. Disneyland’a çizimler yapan Howard Ball ve oğlu Kenneth “sanatçı gözüyle Cro-Magnon adamı” olarak adlandırdıkları “kafatası kırılmış ve bir gözü dışarı fırlamış” lastikten bir taklit yapmışlardı.

Hansen ve Buzadamı Sergide

Hansen hiçbir zaman orijinal yaratığın bir model olduğunu açık bir şekilde ne belirtti ve ne de aksini reddetti. Yaptığı resmi açıklamada yaratığı isimsiz bir milyonerden üzerinde inceleme yapılmasına izin verilmemesi şartıyla satın aldığını bildirdi. Smithsonian ilgisini çok çabuk kaybetti ve olayı bir aldatmaca olarak kayıtlarına geçirdi. Sanderson ve Heuvelmans bundan sonra yaratık hakkında hiçbir açıklama yapmadılar. İki yıl kadar sonra Hansen’in şöhretini korumak için “buz adamı” yok ettiği söylentisi ortalıkta dolaşmaya başladı. Buna rağmen kopyaları zaman zaman panayır yerlerinde teşhir edildi ve daha sonra Hansen’le birlikte tarih oldular…

2008 yılı Ağustos ayında Texaslı bir bayan çiftçi kasaba polise hayvanlarına Çupakabranın saldırdığı ihbarını yaptı. Hatta kadın bu hayvanı kaçarken görüntüleyebilmişti. Çekilen görüntüler izlendiğinde hayvanlara saldıranın tilki veya çakal olduğu tahmin edildi. Amerika’da insanları bu kadar korkutan Çupakabra isimli yaratık neydi? İlk olarak kapsamlı şekilde Saklı Site’de yer alarak Türk okuyucusuna duyurulan Çupakabra özellikle Güney Amerika sakinlerinin korkulu rüyasıdır.

Çupakabra yakalandı mı

Adının Anlamı

Çupakabra adının ilk saldırılarında öldürdüğü keçi gibi ahıl hayvanların boğaz kısımlarından ısırması ve hayvan cesetlerinin kanlarının çekilmiş bulunması sebebiyle verildiği bilinmektedir. Çupa-kabra İspanyolca “Keçi-kanı-emen” anlamında kullanılmaktadır.

Görüldüğü Yerler

İlk olarak Portorico’nun Canovanas isimli beldesinde görülmüştür. Günümüzde yaygın olarak Amerika Birleşik Devletleri, Orta Amerika (Meksika, El Salvador ve Guatemala) ve Güney Akenika’da Brezilya ve Şili ‘de görüldüğü iddia edilmektedir.

Bazılarına göre bu yaratık mağaralarda yaşamaktadır. Kimileri onların gelecekten veya 5 nci boyuttan geldiğini iddia edereler.

Tanımlamalar

Onu gören insanlara göre birden fazla çeşidi vardır. Tanıkların anlatımıda farklılıklar bulunmaktadır. Bazı görgü tanıkları onun gri uzaylılara benzer şekilde kafasının iki yanında keskin gözleri olan 4,5 metre boyunda bir yaratık olduğu bazıları ise dinazor gibi yürüyen bir bedene sahip olduğunu söylemiştir.

Chupacabra Çizimi

İki küçük kolu üç adet keskin çengeli anımsatan tırnaklı elle bitmektedir. Tıpkı sürüngenlerde olduğu gibi güçlü iki bacağında da üç adet pençe bulunmaktadır. Sırtında dikey mahmuzları vardır. Aniden ortaya çıkar ve ağaçların tepelerine kadar sıçrayabilir. Kafası ovaldir ve güçlü uzun bir çenesi vardır.

Kırmızı beyaz büyük boncuklar gibi iki gözü ve burun hizasında iki adet küçük deliği olduğu anlatılmaktadır. Küçük ağzının içerisindeki vampirlerinki gibi sivri dişleri çenenin alt ve üst kısmında sıralanmıştır.

Vucududun her yanı oldukça gür kıllarla kaplıdır. Görgü tanıkların tamamı bu kılların siyah renkli olduğunu söylemişlerdir.Ancak tıpkı bir bukalemun gibi renk değiştirebilmektedir. Karanlıkta siyah ve koyu kahverengi olurken gün ışığında yeşil, gri-yeşil veya açık kahverengi ve bej olabilmektedir.

çupakabra iş başında

Bazıları onun yarı-insan yarı-vampir karışımı vahşi bir yaratık olduğununa inanırken, bazıları da yıla dilli panter gibi kızıl gözlü bir hayvan olduğuna inanmaktadır. kimilerine göre tıpkı bir kanguru gibi sıçramakta ve geldiğinde etrafta yoğun bir kükürt kokusu hissedilmektedir (ortaçağda şeytanın bir mekana geldiği bu kükürt kokusundan anlaşılmaktaydı?!)

Nereden Geldikleri Hakkındaki Teoriler:

Uzaylı Teorisi

Bir kısım hayalperestlere göre Çupakabra çok uzun zaman önce Dünyamıza gelen Uzaylı bir nesil tarafından üretilmiştir. hiç bir dayanağı olmayan bu görüş buna rağmen popülerdir.

Bu teorinin sebebi yaratığın büyük gözlü oval kafasının uzaylı formunu hatırlatması ve kurbanları olan hayvanlarının kanlarının emilmiş olmasıdır. Unutmamak lazım ki Amerika’da çok yaygın olan ve mutulasyon diye adlandırılan çiftlik hayvanlarının kanlarını alınmış vaziyette ölü bulunması olaylarından da uzaylılar sorumlu tutulmaktdır.Cabo Rojo, Canovanas, Ponce ve Naranjito kasabalarında buna benzer hayvan katliamları rapor edilmiştir. Barrio Hato’da Rojas ailesinin bir UFO gözlemesinden hemen sonra bir at ve bir çok keçinin kanları emilmiş olarak ölü bulunduğu bilinmektedir.

Çupakabra

Uçan Daireci çevrelerin yanlış ve kasıtlı deenformasyonları sebebiyle bu yaratık kan içen sürüngen bir uzaylı olarak gösterilmektedir.Tabii bu durumda ciddi bilim adamları alay edilme korkusu ile olayı incelemeye yanaşmamakta ve aynı alaycı yaklaşımı kendileri de sergilemektedirler.

Deney Teorisi

Çupakabranın hükümetin bir deneyi olduğuna da inananlar vardır. Bir savaş silahı olarak üretilen bu genetik hayvanının Amerikan hükümeti tarafından bölgede bir deneyin parçası olarak kullanıldığı tezi de yaygındır. Yani çupakabra insanlar tarafından yarıtılmış saldırgan bir hükümet ajanıdır.

Vampir Teorisi

Yasadışı timsal avı ve ticareti yapılan Porto Riko’da El Vampire de Moco olarak da adlandırılan Çupakabranın adada yaşayan bir vampir ırkı olduğuna da inanan çoğunluk vardır. Halk arasında vampir olarak da tanınır.

Başka Zaman-Boyut Teorisi

Bu ekstrem teoriye göre Çupakabralar gelecek zamandan veya bouyuttan gelen bizim torunlarımız veya onların çocuklarıdır. Bazısına göre mutasyona uğramış bu ırk geçmişte avlanmakta kimine göre ise bize genetik deneylerin yanlışlığı göstermeye çalışan bir ırk tarafından gönderilmektedirler.

Vahşi Hayvan Teorisi

Bilimsel olduğu iddia eden bu görüşte saldırıların sorumlusu olarak sokak köpekleri, babunlar veya bir kısım egzotik hayvanlar görülmektedir. Gece meydana gelen saldırı olaylarında insanlar korku ile bu hayvanları farklı biçimde görmektedir ve yanılabilmektediler. Porto Riko Veterinerler Birliğinden Hector Garcia “kurbanların boyunlarındaki ısırık ve vucutlarındaki yaralanmalar köpekler tarafından yapılması mümkün şeylerdi” diye açıklama yapmıştır. Ayrıca kendi yaptığı incelemelerde ne hayvanların kanlarının emildiğini ve ne de başkaca bir olağanüstü durum bulunmadığını belirtmiştir. San juan ilinde Gardenville Özel Kliniğini işleten veteriner Angel Luis Santana bu katliamların bir hayvan tarafından değil muhtemelen bir tarikata bağlı insanlar tarafından yapıldığına inanmaktadır. Ona göre birileri kendi amaçları için porto Riko halkına korku salmaktadır. Meşhur kriptozoolog Loren Coleman vahşi köpek teorisini desteklemektedir. Ona göre çupakabra saldırılarında olduğu gibi köpekler de vahşice saldırdıkları avlarından sadece küçük bir lokma alıp yanından uzaklaşmaktadılar. Bu yönünye olaylar benzemektedir.

Çupakabra yada mahali adı ile Vampir Moko

Güçleri

Çupakabra bukalemunlar gibi renk değiştirebilmektedi. Ayrıca uçabilmekte veya en azından 6 metreye kadar sıçrayabilmektedirler. Davranışlarından akıllı olduğu ve özel becerileri bulunduğu da anlaşılmaktadır. Yoksa nasıl bu kadar olaya rağmen yakalanmaları mümkün olmayabilirdi. İzlendiklerini veya yakalanmak istendiklerini hissettiklerinden zekice hareketlerle kaçabilmektedirler.

Deliller

Çupakabranın kurbanlarının cesetleri üzerinde çok sayıda ve bir kaç santim boyutunda düzenli dairesel delikler ve özellikler boyun, göğüs, bel ve anüs kısımlarında bir bisturi ile açılmışcasına düzgün üçgen yaralar bulunmaktadır. Bu yaralar muhtemelen keskin pençesinin eseridir. Ancak bir cerrah ustalığı ile açılmışlardır. Şu ana kadar cesetlerin iç organlarından birinin alınıp götürüldüğüne ve kayıp olduğuna dair herhengi bir olay rapor edilmemiştir. Sadece hayvanın cinsel organları, anüs, gözler ve diğer bir kısım dışarıdaki yumuşak kısımlar çıkarılarak götürülmektedir.

Yaralar köpek veya babun ısırıklarına benzer şekildedir. Ancak benzerlik sadece bu kadardır. Bu ısırıklar çene, kas doku ve hatta beyin içerisine kadar ulaşacak kadar derindir. Bir kısım vakıalarda tek bir ısırık ile beyincik parçalanarak ölüm gerçekleşmiştir. Bu tür saldırılar hayvanının acı çekmeden ölmesini sağlayan bilinçli bir eylemi göstermektedir.

Yaralar çoğunlukla boyun bölgesinde ve bazen de karında bulunmaktadır. Karın bölgesindeki ısırıkta mide ve karaçiğere kadar ulaşan avcı oradan da sıvı alarak beslenmektedir. Cesetler üzerinde en dikkate değer bulgu ölen hayvanlarının kanlarının pıhtılaşmadığı ölümden günler sonra yapılan incelemede kanın akışkanlığının devam ettiğidir.

Görülmeleri;

Porto Rikolular tarafından Moko Vampiri olarak adlandırılan El Çupakabra ilk olarak 1975 yılında yapılan UFO gözlemlerinin hemen arkasından görülmeye başlanmışlardır. Bir çok çiftçi gökyüzünde ışık gördükten hemen sonra çiftliğinde katledilmiş hayvanları ile karşılaşmaya başlamıştır. hayvan cesetlerini inceleyen uzmanlar içlerinde ördekler, keçiler, kaz ve inekler olan kurbanların kanlarının tıpkı tıbbi bir müdahale ile gerçekleşmişcesine alındığını tespit etmişlerdir. Önceleri bu olaylardan Moko Vampiri değil bölgede illegal yolla yetiştirilen timsahların sorumlu olduğu düşünülmüştür.

El Chupacabra

1995 senesinde Orocovis ve Morovis isimli Porto Riko kasabalarında güçlü bir hayvan katliamı dalgası görülmeye başlandı. Çiftçiler içlerinde keçi, tavuk ve bir kısım küçük hayvanını bulunduğu cesetlerin kanlarının alınmış olduğu bildirmeye başladılar. Yaralar genellikle boyun bölgesinde bulunmaktaydı.

1995 yılının sonbaharına kadar saldırılar artarak devam etti. Daha sonra diğer kasabalara yayılmaya başladı. Osvaldo Claudio Rosado isimli çiftçi günün birinde kendisini bir gorilin kovaladığı söyleyerek resmi görevlilere başvurdu. oysa bölgede goriller yaşamamaktaydı. 44 yaşındaki çiftçi kendisine inanamayanlara vucudundaki tırnak ve pençe yaralarını gösterdi.

Daha sonra çupakabarının şöhreti başkaca tanıkların ve saldırı kurbanlarının beyanları ile duyulmaya ve kıtayı kaplamaya başladı. Bir sene içinde 2000 den fazla hayvan katledildi. Yüzlerce kişi çupakabranın saldırına maruz kaldıklarını anlattı. Bölge halkı kendilerine inanmayan bilimsel çevrelere rağmen katliamların şiddetini tüm benliklerinde hissetiler. Çok sayıda hayvan öldürüldü. Yeryer saldırıya uğrayan çocukların kadınların ve bir kısım çiftçinin maceraları mahalli basında çıkmaya başladı.

Bugün çupakabra tüm dünya çapında bilinmektedir. Ancak sadece UFO edebiyatının bir parçası olarak görülmektedir. UFOcular için o ekin halkaları ile birlikte yeni bir araştırma alanı idi. Artık sadece uçan daire karşılaşmalarından bunalmış olan bu maceracı kesim için yeni bir kapı, araştırılacak yeni bir alandı.

Bazıları Çupayı Yakaladığını İddia Ediyor

Günümüzde hala saldırılar devam etmektedir. Ara sıra birileri elinde garip bir hayvan leşi ile ortaya çıkıp çupakabrayı yakaladığını iddia etmektedir.

Bazılarına göre laboratuvarlarda incelemeye alınmış çupakabra cesetleri vardır. Kimbilir??!!

Resimdeki yaratık gerçekten bir uzaylı bebeği mi yoksa karışık bir aldamacanın bir parçası mı? Gerçekten bir uzaylı ise ailesi onu öldüren çiftçiden intikam mı aldı? Tüm bu sorular UFO literatüründe tartışılmaya devam etmekte ve belki de internetin en hareketli tartışmaları bu olay üzerine yapılmaktadır.

Bir Meksika TV kanalı 2007 yılı içerisinde Meksiko’da bir çiftçinin bebek ‘uzaylı’ ele geçirdiği şeklindeki inanılması güç bir haberi tüm dünyaya duyurmuştu.

Çiftçi, yaratık yavrusunu su dolu bir hendeğin içinde boğmuş ve aradan iki yıl gibi bir zaman geçtikten sonra bilim adamları bu uğursuz görünümlü ceset üzerinde elde ettikleri sonuçları kamuoyuna açıklamaktaydılar.

Geçen senenin sonunda Marao Lopez yakalamış olduğu artık kuruyarak mumyalaşmış haldeki yaratık cesedini araştırmaları ve DNA incelemesi için üniversiteli bilim adamları götürmüştü.

Çiftçi yaratığı yakaladıktan sonra boğmuk için üç kere suya soktuğunu ve saatlerce suda tuttuğunu anlatmıştı.

İncelemeler sonunda bilim adamlarınca türü teşhis edilemen yaratığın iskelet yapısının bir sürüngene ait olduğu ancak diş yapısının insana benzediği anlaşıldı. Dişler aynı bizlerdeki gibi çok köklüydü. Ayrıca solunum sistemi uzun süre su altında kalacak yapıdaydı..

İnsanı andıran özellikleri çoğunluktaydı.

Bir kere beyin vücuduna göre oldukça büyüktü, özellikle arka bölümü insan beynini andırıyordu ki, bu onun çok akıllı bir tür olduğunun kanıtıydı.

Tüm incelemelere rağmen uzmanların hepsi cesedin orjini konusunda farklı düşünmekteydiler. Kimilerine göre ceset bilinmeyen bir tür hayvandı, kimisine göre maymun cenini bazılarına göre ise dünya dışı bir yaratıktı.

Bu olaydan sonra Lopez’in ölümü ile sır perdesi bir kat daha arttı.

Amerikalı UFO araştırmacısı Joshua P. Warren çiftçinin daha sonra yol kenarına park edilmiş bir araç içinde yanarak öldüğünü açıkladı.

(daha&helliip;)

Moğol Ölüm Solucan

Son zamanlarda  bilim adamları arasında Moğolistan çöllerinde yaşayan tehlikeli bir canlıların varlığı tartışma konusudur. Bu varlıklara ilişkin filmler çekilmektedir. Hatta bilgisayar oyunlarında bir kendilerine yer bulabilmektedirler.

Gobi çölünün kızgın kumlarının altında yerli Moğolların bile ismini ağızlarına almaktan korktukları bir yaratığın gizlendiği söylenmektedir. Eğer onları anmaları gerekiyorsa, bu yaratıklara ‘Allghoi khorkhoi’ diyorlar. Bu kelimenin anlamı “bağırsak solucan”dır. Şişko ve kırmızı renkli yılana benzeyen bu yaratıklara ineğin bağırsağını anımsattıklarından bu isim verilmektedir.

4 adım boyundaki bu yaratıklar ansızın yüzeye çıkarak ani bir hareketle avlarını öldürmektedirler. Avları arasında insan da vardır. Bunu nasıl yaptıklarını kimse bilmiyor. Bazılarına göre avlarına ölümcül bir zehir tükürmektedirler. Bir kısım araştırmacılara göre ise güçlü bir elektrik akımı saçarak düşmanlarını öldürürler. Her iki durumda da topraktan aniden çıkıp uzun mesafereleri aşarak bu işi yapabildikleri anlatılır.

Allghoi Khorkhoi
Batılı kriptozoolojistler (bilinmeyen canlıları araştıran alimler) bu canavarlara kısaca ‘Moğol Ölüm Solucanı’ demektedirler.

Moğol Göçebelerine göre bu canlılar her şeyi yeşile çeviren asitli bir sıvı çıkarmaktadırlar. Bu sıvı öylesine zehirlidir ki temas halinde ölüm ani ve kaçınılmazdır.

1990 senesine kadar Moğolistan Sovyetlerin kontrolü altında ulaşılması zor bir ülke olduğundan bu yaratıklar hakkında Batılı araştırmacıların bilgileri bulunmamaktaydı.

Önceleri efsane olarak kabul gören bu varlıkların yaşadıklarına dair ortaya çıkan yeni deliller araştırmacıların bu konudaki fikirlerini değiştirmiştir.

Ivan Mackerle bu canavarları araştıranlar içerisinde en meşhur olan kişidir. Ciltler dolusu tanık beyanı ve garip ölüm vakıalarının raporlarını değerlendirdiğinde Mackerle bu soluncanların varlıklarını efsaneden fazlası olduğu sonucuna varmıştır.

Mackerle, bölgeye yaptığı gezi sırasında yerli tercümanının kendisine, “çocukluğu sırasında çöle gelen araştırma ekibinden Batılı bir jeologun yere kazık çakarken aniden düşüp öldüğünü ve daha sonra kumun içinden şişman bir soluncanın çıkarak olay yerinden uzaklaştığını gördüğünü” anlattığını söylemektedir.

Bir kısım araştırmacıya göre Gobi Çölü solucanların yaşayamayacakları kadar sıcak bir ortamdır. Kimilerine göre anlatılan yaratıklar kum kertenkelesi olmalıdır. Baskın görüşe göre ise bu canavarlar henüz keşfedilmemiş bir tür yılandır.

Ölüm Solucanları

Şetan Denizi

Efsane Başlıyor…

Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesine ait ilk açıklama Associated Press ile 16 Eylül 1950 tarihinde E. V. W. Jones tarafından yazılan bir raporda Florida kıyıları ile Bermuda arasındaki bölgede gemi ve uçakların kaybolmasında bir esrarengizlik bulunduğuna dair imadır. Böylece efsane başlayacaktır. İki yıl sonra ünlü Fate dergisindeki bir makalesinde George X. Sand şöyle yazacaktır: “Porto Riko, Bermuda ve Florida arasındaki üçgen deniz bölgesinde gemiler hiç iz bırakmadan son birkaç senedir garip şekilde ortadan kaybolmaktadırlar”. Böylece Bermuda Üçgeni için yeni bir dönem başlayacaktır. Artık gizemcilerin el kitabı olan Fate dergisinin bu sayısı ile kuşkular iyice su yüzeyine çıkacak bunu başka makale ve yazılar takip edecektir.

1955 senesinde “The Case For The UFO-UFO Vakıaları” adlı kitabında M. K. Jessup olaydan dünya-dışı medeniyetleri sorumlu tutan bir kısım hikayeleri toplayacak; onu Donald E. Keyhoe “The Flying Saucer Conspiracy-Uçan Daire Tezgahı [1951)” ve Frank Edwards “Stranger Than Science-Bilimden de Garip [1959]” adlı ktapları ile takip edeceklerdir. Vincent H. Gaddis 1964 senesinde Argosy Dergisine yazdığı bir yazıda kullandığı(ki daha sonra Invisible Horizons-Görünmeyen Ufuklar adlı kitabında da tekrarlayacağı) “Ölümcül Bermuda Üçgeni” tabiri oldukça popüler olacaktır. Daha sonra yazılan kitapların Bermuda Üçgeni ile ilgili kısımlarında burası için “Şeytan Üçgeni” veya “Hoodoo Sea-Büyülü Deniz” tabirleri kullanılacaktır. “Invisible Residents-Görünmeyen Sakinler” (1970) adlı kitabın yazarı Ivan T. Sanderson, kayıp olaylarından deniz altında bulunan gelişkin teknolojileri olan bir başka medeniyetin sorumlu olduğunu iddia etti.

Konuyu ilk olarak enine boyuna ele alan ise John Wallace Spencer’ın “Limbo of the Lost-Kayıp Çıkmazı” (1969) adlmı eseridir ki, bu kitap 1973 senesinde yeniden basıldığında büyük bir okuyucu kitlesine kavuşacaktır. 1970 seesinde çevrilen dökümantasyonlu bir film ile yeniden üçgenden bahsedilmeye başlanacaktır. Ancak Bermuda Şeytan Üçgenini tüm Dünya gündemine oturtan gelmiş geçmiş en çok satan kitaplardan olan Charles Berlitz ve J. Manson Valentine’in 1974 senesinde yayınladıkları The Bermuda Triangle-Bermuda Şeytan Üçgeni adlı kitaptır. Ülkemizde de yayınlanan bu kitap sayesinde Türkiye’de de bu bölgeye ilgi gösterilmeye başlanacaktır. Aynı yıl yayınlanan Richard Winer’ın “The Devil’s Triangle-Şeytan’ın Üçgeni” ve John Wallace Spencer’ın “No Earthly Explanation-Açıklaması Yok!” Adlı kitapları korkunç satış rakkamlarına ulaşacaktır.

Açıklanamaz Kayıp Olayları
Şeytan Denizi denilen bölgede içlerinde USS Cyclops ve SS Marine Sulphur Queen gibi büyük transatlantik gemilerinin bulunduğu 200 ün üzerinde açıklanamayan kaybolma vakıası gerçekleşmiştir.

1942’de Christopher Columbus Şeytan Denizinde yaptığı seyahat sırasında gemi kayıtlarına enteresan notlar düşmekteydi. Gökyüzünde ve ufukta esrarengiz ışıklar görülmüştü. Gemi kayıtlarına “büyük bir ateş alevi”nin denize düştüğünü yazacaktır. Ayrıca 13 Eylül akşamı gemi pusulasının iğnesinin direkt olarak Kuzey Yıldızını göstermediğini fark edecektir.
Bir başka esrarengiz olay da 1872 senesinde gerçekleşecektir. Mary Celeste adlı gemi 7 Kasım 1872 Genova’ya gitmek için yola çıkacaktır. 4 Aralıkta Dei Gratia isimli bir başka tekne gemiyi görecek ve düzensiz seyretmekte olduğu fark edecektir. Gemiye yanaşarak çıktıklarında tamamen terk edilmiş olduğunu gördüler. Kurtarma sandalları gemi mükemmel bir durumda olmasına rağmen yerlerinde yoktu.

19ncu Filo’nun kaybolması Bermuda Üçgeni hakkındaki efsanenin doruk noktasını oluşturur. 5 Aralık 1945 günü Deniz Kuvvetlerine ait beş Avenger uçağı normal talim uçuşunda rutin rotalarında seyrederken Atlantik üzerinde gözden kaybolacaklardır. Bölgeyi iyi tanıyan ve deneyimli bir pilot olan Uçuş lideri Teğmen Charles Taylor Florida’daki kule ile kurduğu radyo bağlantısında garip bir mesaj gönderir: “Kontrol kulesi acil durum… rotadan çıktık… Galiba kaybolduk.. Nerede olduğumuzdan kesin olarak emin değiliz.” Kuleden “Batıya yönelin” emri gelince Taylor endişeyle şunları söyleyecektir: “Hangi yönün batı olduğunuz bilmiyoruz. Her şey yanlış .. Okyanus bile çok garip görünüyor”. Deniz Kuvvetleri onüç kişilik mürettebatıyla dev bir Martin Mariner araştırma uçağını filoyu aramak için kaldırdı. Ancak kurtarma uçağıda aynı rotaya girince kaybolacaktır. Ne filodan ne de kurtarma uçağından bir haber alınamayacak, bir iz bulunamayacaktır.

Bermuda Şeytan Üçgeni

27 Aralık 1948 günü Puerto Rico’dan Florida’ya uçan ticari bir uçağın başına da aynı son gelecektir. NC-16002 DC-3 Miami’deki üs ile irtibat kurdu ve 50 mil mesafede olduklarını iniş takımların açacaklarını bildirdiler. İrtibat Bürosu bir daha bağlantı sağlayamadı ve yaptığı tüm teşebbüsler boşa çıktı. 3 saat kadar sonra kayıp uçağın aranmasına başlandı. Sakin bir deniz ve açık bir havada ne uçaktan ne de yolcular ve mürettebattan iz bulunamadı.

Sır Perdesi Aralanıyor…

Yazılan makale ve kitaplar gerçek araştırmaların çok az ipuçlarını vermekteydiler. Dikkatli okuyucular bir kitapın yazdığı olay ve tarihlerin başkasında farklı gösterildiğini hayretle görmekteydiler. 1975 senesinde Larry Kusche adlı Arizonalı bir kütüphaneci kendi tabiri ile “üretilmiş esrarı” açıklayan ve hataları gözler önüne seren bir başka eser yayınlayacaktır. Ülkemizde de yayınlanan “The Bermuda Triangle Mystery-Solved-Bermuda Üçgeninin Sırrı Çözüldü” adlı kitabında yazar; diğer meslektaşlarının göz ardı ettiği tüm arşivlere ulaşarak sırrı açıklamaya çalıştı. Hava raporları, sigorta şirketlerinin olaylarla ilgili kayıtları, gazete kupürleri, Üçgenle ilgili tüm belgeleri ortaya çıkararak aslında ortada bir sır olmadığını anlatmaya çalıştı. Kusche’ye göre tüm halinde sır gibi görülen her olay münferit olarak incelendiğinde ortada hiçbir sır yoktu. Örneğin gerçekte fırtınadan batan bir gemi için Şeytan üçgeni yazarları bu kayıtları görmezlikten gelerek hayali hikayeler yaratmışlardı. Esrarengiz kayıplar birden normal batma ve denizde kaybolmalara dönüşüyordu. “Bir daha hiç haber alınamadı” denilen olaylarda enkazlar tespit edilmişti. Kusche kitabında kayıp olaylarını tek tek ele alıp hepsinin arkasındaki gerçeği ayrı ayrı anlatır. Ona göre her kayıp ayrı bir sebeb dayanmaktadır. aynı bölgede gerçekleşmiş olmaları sadece bir rastlantıdır ve birileri bu raslantıdan rant elde etmek için kitaplar yazmaktadır.

1975 senesinde Fate Dergisinin editörü olan Mary Margaret’e bir mektup gönderen Lloyd’s of London sözcüsü “Şirketimizin kayıtlarına göre 1955 senesinde tüm dünyada 428 geminin kaybolduğu belirtilmiş; ancak ‘Bermuda Üçgeni’de diğer bölgelere göre daha fazla kayıp olayı görüldüğüne dair hiçbir delil elde edilememiştir. Bu rapor Amerikan Sahil Güvenliğin 1958 senesine kadar geri giden bilgisayar kayıtlarında yapılan inceleme ile de desteklenmektedir” diye yazmaktadır.

Üçgen fikrini savunanların bir çok teorileri aslında bölgesel anomalilerdi. Gerçekte sanal bir suskunluk hakimdi. Berlitz ve diğer üçgencilerin izinden giden İngiliz yazar Paul Begg sırra yeni eklemeler yapacaktır. Begg ve Kusche’nin kitaplarında uzunca bir liste halinde hataları ortaya serilen Berlitz aslında Üçgene de hiçbir zaman gitme tenezzülünü göstermemiştir. Kusche onu bu konuda ağır biçimde eleştirecektir.

Şu aralar tekrar tabloid basın vitrinlerinde ara sıra görülmekle birlikte Bermuda Üçgeni tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir dönem insanlık için ani bir heyecan ve sansasyon yaratmış geçici bir heves olarak düşünülmelidir. 1970-lerin ortalarında benzeri bir imaj olan “Çiftlik Hayvanlarının Toplu Katliamı-Cattle Mutilations” bilinmeyeni araştıranların önünde yeni bir sır olarak açığa çıkacaktır.