‘Tuhaf İnsanlar’ Kategorisi için Arşiv

Mattoon Kasabasının Çılgın Gaz Adamı öyküsünü bir süredir siteye yazmak istiyordum. Türk okuyucunun henüz bilmediği (en azıdan yabancı dili olmayan ve konuya yabancı olanların henüz duymadığı) bu şehir efsanesi ilk kez Loren Coleman gibi bir gizem avcısı tarafında yeniden gündeme getirilmiştir.

31 Ağustos 1944 günü saat 23:00 sularında İllinois Eyaletinin Mattoon kasabasındaki evinde uyanan Bayan Bert Kearney saldırgan Gaz Adamının ilk kurbanı olacaktı.Kadın odasında hoş olmasına rağmen insanı sersemleten keskin bir kokuyu hissederek uyandı. Önce kokunun bahçedeki çiçeklerden geldiğini düşündü. Ancak giderek artan kokunun etkisi ile bacaklarının hissizleştiğini fark etti.Çığlıklar atarak komşularını yardıma çağırdı.

Polise haber vermesinden sonra komşularının da katılımı ile evin etrafı araştırıldı. Herhangi bir şey bulamayan polisin olay yerinden ayrılmasından sonra olayı haber alan Bay Kearney eve geldiği sırada yatak odasının penceresinin altında bir karartı gördü. Bu durumu fark eden gölge hızla uzaklaşmaya başladı. Kearney peşinden kovaladı ise de ona yetişemeyceğini anlayıp takipten vazgeçti.

Bir ara yabancıyı görecek kadar yaklaştığını söyleyen adamesrarengiz varlığı ‘uzau boylu ve kollu, koyu renk elbiseli ve kafasında başını sıkı sıkı tutan şapka bulunan biri’ olarak tanımyacaktır. Böylece olay duyulup yayılmaya başladı. Yaklaşık 11 gün sürecek olan saldırılılar bundan sonra başlayacaktır.

Aslında medyaya intikal eden ilk saldırı haberi 1933 senesinin 22 Aralık gecesi saat 22:00 da gerçekleşmiştir. Bayan Huffmann’da benzeri bir gaz kokusunu evinde duymuş ve şiddetli mide bulantısı hissetmiştir. Bir saat sonra evde aynı olay tekrarlanmamsı üzerine polise haber verildi. Gece yarısında sonra saat 01.00 sularında üçüncü gaz saldırısı ile 7 kişilik ailenin tüm bireyleri ve evde bulunan misafirleri rahatsızlanmaya başlayacaktır. Hepsi baş ağrısı çekmeye  mideleri bulanmaya, yüzleri şişmeye ve baş dönmesi yaşamışlardır. O zamanlarda bu gaz saldırısı ile ilgili araştırma yapan mahalli hekim S. F. Driver bunun kitle histerisinden kaynaklanan bir yanılsama olduğunu rapor edecektir.

Olayın devamında Botetourt County, Virginia eyaletlerinde benzer bir çok olay bildirilmesiyle halk arasında panik  yaşanmaya başlanacaktır. Olayların büyük bir kısmında kurbanların oturma ve yatak odalarına aynı tarife uyan  birileri tarafından gaz kokulu bez parçaları atıldığı bildirilmiştir. Bazı tanıklar yukarıdaki tarife ek olarak  Çılgın Hayalet Anestezistinin elinde tüfek taşıdığını iddia etmişlerdir( Muhtemelen bu cisim bir tüfek değil gaz püşkürtmeye yarayan bir alet olmalıdır). (Bu yazı saklısite’den çalıntıdır)

1944 senesindek ikinci saldırı dalgası sırasında Mattoon sakinlerdin Raef isimli şahıs evinde mide bulantısı ve halsizlikle uayndı. Önce zehirlendiğini düşündü. Hanımı yayan kuzineyi kontrol etmek istediyse de yatağından kalkamadı. Bir süre sonra şahıslar normal hallerine geri döndüler.(Bu yazı saklısite’den çalıntıdır)

Daha sonraki benzer olayların kurbanlarında biri paralize olduğunu hissetmeden önce mavi bi gaz fark ettiğini ve sanki bir aletten atıldığı izlenimini uyandıracak vızzlama sesi duyduğunu söylecektir. Saldırgan o dönemlerde ‘Hayalet Gazcı’,’Saldırgan Anestezist”Deli Gaz Adamı’ gibi isimlerle anılmaya başlanacaktır.

5 Eylül gecesi Beulah Cordes ve kocası eve geldiklerinde veranda önünde garip kokan bir şeye bulaştırılmış bir parça bez bulacaklardır. Merakla kumaşı koklayan kadın fenalaşacaktır. Olay yerine gelen polis ekipleri bez parçasını İllinois Üniversitesine tahlile gönderdiyseler de, incelemede herhangi bir olumsuzluğa rastlanmayacaktır.

Kısaca 1933 yılında ve 1944 yılında yaklaşık iki haftalık dönemler halinde benzer olaylar ülkenin birbirine yakın eyaletlerinde görülecek, ancak uzmanlar tarafından ‘şehir efsanesi’ kitle halisinasyonu gibi yorumlanarak geçiştirilrcektir.(Bu yazı saklısite’den çalıntıdır)

Olayların son bulmasından kırk yıl kadar sonra Loren Coleman ‘Mysterious America – Esrarengiz Amerika’ adlı kitabında kayıtları yeniden bir araya getirecek ve on sene kadar sonra (1993) Jerome Clack tarafında ‘Unexplained! –
Açıklanamadı!’ adlı eserde kayıtlar yeniden değerlendirilecektir.

Bazılarına göre anlatılan olaylar ve kişiler hayalidir ve ortada tam anlamı ile bir ‘Şehir Efsanesi’ vardır. Yukarıda adı geçen bazı yazarlara göre bu saldırılar uzaylı ziyaretçilerin işi olmalı veya hayalet hikayeleridir. Kimileri hükümetin gizli kimyasal deneylerinden bahsediyorlar. Bir yenisi yaşanana kadar o dönem yazılan aşırı abartılı gazete küpürleri dışında elle tutulur hiç bilgi bulunmamaktadır. (SAKI SİTE)

1611 senesinde Macar kontesi Bathory’li Elizabeth 650 genç kızı katlettirdiğinden dolayı kalenin bir odasına kapatılıp üzeri tuğla ile örtülerek cezalandırıldı. Kurbanlarını kanları içinde banyo almak için öldürmekteydi. Çünkü bu zavallılarını kanlarının kendi vucudunu gençleştirip güzelleştirdiğine inanmaktaydı.

BathoryOldukça kibirli olan kontes bütün Avrupa’da meşhur olan güzelliğinin solmasından ölesiye korkmaktaydı.

Bir keresinde hizmetçilerinden birine o kadar hızlı bir tokat atmıştı ki, genç kızın kulağından çıkan ve kontesin üzerine sıçrayan kanın derisini daha yumuşttığını hayretle fark ederek bu büyülü tedaviyi keşfetmişti. Böylece hizmetçiyi öldürterek kanıyla tüm bedenini yıkamaya karar verdi.

Hizmetçiyi boğazlatıp kanını bir tüpe doldurttu, daha sonra hafif ısıtarak içinde duş aldı.

Kanın Kontesi

Bu caniliğin sürdüğü on sene içerisinde para ve iş verileceği vaadi ile kandırılan yüzlerce genç kız kaleye alınarak orada katledildi ve kanları alındı.

Elisabeth Bathory

Zavallı kurbanlar bir hücreye kapıtılarak türlü iskencelerle vucutlarındaki son damlasına kadar kanları çıkarılarak, sabah güzellik banyosu yapacak olan kontes için hazırlanıyorlardı.

Önceleri kale duvarları arkasında sürdürülen bu cani çalışma daha sonra halk içerisinde kulaktan kulağa anlatılmkaya ve Kontesin Kanlı şöhreti diğer ülkelere de yayılmaya başladı. Kralın görevlendirdiği bir grup yargıç ve asker kaleyi bir gece ansızın batı ve öncelikle hizmetçiler ile Kraliçeyi ele geçirdi. Sarayın her tarafı arandı ve insan cesetleri çıkarılmaya başlanınca Kraliçe bir hücreye hapsedildi. Yargıçlar önce hizmetçileri sorguladı. Anlattıkları öylesine tüyler ürperticiydi ki, mahkeme çok sürmeden hizmetçiler duruşma salonda öldürülerek cezalandırıldı.

Kraliçe de bir süre için hücresinde kaldı. Bu dönem içinde güzelliği görmeye gelen bir çok asilzade kaleyi ziyaret etti. Daha sonra Kraliçe ifadesi alınarak sürgüne gönderildi. Burada hayatının kalan kısmını tek başına geçirecek ve sırrıyla birlikte ölecektir.

Bir balığın karnında 40 gün kalıp daha sonra yeniden yeryüzüne dönen Hz. Yunus Peygamberin öyküsünü bilmeyeniniz yoktur. Bu inanılmaz dini anlatının bir benzerinin 19ncu yüzyılda gerçekleştiği bir çok kitapta anlatılmaktadır. Pekiyi moder çağlarda geçtiği iddia edilen bu öykü ne kadar gerçek ve güvenilirdir?

James Bartley, Balina Karnında

1891 Şubatında İngiltere’nin Liverpool limanından yola çıkan bir balina gemisi olan “Star of the East-Doğu Yılıdız” Güney Atlantikin Falkland Adaları açıklarında ava başlamıştır. Bir balina gördüler ve iki bot onu öldürmek için gönderildi. Birinci bot başarılı bir şekilde balinayı zıpkınladı. Fakat balina yüzerek uzaklaştı. Botu beş mil kadar beraberinde çekti. Daha sonra balina suya daldı ve tekrar deniz üzerine ancak botun bulunduğu yerden çıktı. Bottakiler kendilerini denize attılar. Sonunda zıpkıncılar balinayı gemiye çekebildiler. Fakat balina tarafından sürüklenen birinci bot alabora olmuş ve ters dönen teknedeki tüm gemiciler denize düşmüşlerdi. İki gemici dışında diğerleri kurtarılabildi. İki gemici denizde kaybolmuşlardı.

Bir kaç saat sonra balina güverteye alındı ve denizciler onu parçalamaya başladılar. Balinayı güvertede yükseterek mideye kadar yüzmüş oldukları bir sırada midede bir şeylerin kımırdadığını gördüler. Derhal mideyi yardılar ve kaybolan gemicilerden 35 yaşındaki James Bartley’i bilincsiz fakat nefes alırken mideden çıkardılar. İki hafta kendine gelemeyen gemici sonunda iyileşti. Üçüncü haftada yeniden işine geri döndü.

İngiltere’ye dönen Bartley Londra Hastanesine yatırıldı. Balinanın mide asidi sebebiyle derisi beyazlamş ve parşomen kağıdı gibi dökülmekteydi. Üzerinde saç ve kıl kalmamıştı. Sağlığına kavuşmasına rağmen eski görüntüsüne dönemeyecekti.

Yukarıda anlattığımız öykü Tevratta geçen Yunus Peygamberin balina karnında üç gün üç gece (bazı kaynaklara göre 7 gün 7 gece, bazılarına göre 40 gün 40 gece) kalması öyküsünü anımsattığı için kendisine Modern Yunus adı verilecek ve bir çok gizem araştırmacısının kitabında 1800lü yıllarda çok bilinen bu öykü yer alacaktır.

Balığın Karnındaki Hz. Yunus

Pensilvanya’da bulunan Messiah College öğretim üyelerinden Prof. Edward Davis yıllar sonra bu olayın gerçekliğini yeniden araştırmaya başlayacaktır. Öyküde adı geçen “Star of the East” adlı geminin aslında bir balina gemisi değil bir kargo gemisi olduğunu kayıtlardan çıkaracaktır. Kaptanın karısı böyle bir olayın olduğunu inkar edecektir. Geminin kayıtlı olduğu Llyod Firmasının gemiciler ve sözleşmeler listesinde Modern Yunus, James Bertley’in adı hiç geçmemektedir. Ayrıca bir balinanın midesinde insanın yaşayabileceği kadar hava bulunmamaktadır, balinanın boğazı insanın geçemeyeceği kadar dardır ve pratik olarak bu mideden kesilerek bir insanın çıkarılma imkanı da yoktur. Prof. Davis sonuçlarını internetten tüm düyaya açıklayacaktır

Bu öykü hala inananlar ile inanmayanlar arasında tartışılmaktadır.

19 ncu yüzyıl Londrasının bilinen en meşhur suçlusu sadece Karındeşen Jack değildir. Onunla çağdaş Zıplayan Jack, Türk okurları tarafından gizem meraklıları dışında pek bilinmemekle birlikte karındeşen kadar meşhurdur. Bu yaratık geceleyin ortaya çıkmakta, inanılmaz sıçrayışlar yapmakta, bazen ayakların bazen ellerin üzerinde yürümekte, gözlerinden ateşler çıkarmakta ve karşına çıkana zarar vermekten de sakınmamaktadır. Aşağıda anlatılan olaylar size inanılmaz gelebilir ancak gerçektir….

Zıplayan Jack

Zıplayan Jack (İngilizce ismi Spring Heeled Jack) bir canavar mı, uzaylı mı, yoksa üzerinde gizli aparatlar saklı bir kostüm giyen çılgın bir bilim adamı mıydı? Bu soru hala tüm dünyada sorulmaktadır. 1830 yılında bu adam tüm İngiltere’ye korkutmuştu. Görenler onu uzun, zayıf, güçlü, ile siyah pelerin giyen ve 6-9 metre kadar sıçrayabien bir insan olarak tanımlamaktaydılar. Büyük noktalar şeklinde gözleri ve burnu olan, garip beyaz ve mavi ateş tüküren bir yaratık olduğu da rapor edilmişti.

İlk olarak 1837 Eylülünde görüldü. Gecenin geç saatinde işinden evine dönen bir iş adamı mezarlık demirleri üzerinde garip bir karartı gördü. Mezarlık parmaklıkları 3 metre yüksekliğinde olmasına rağmen, yabancı bunları hiç zahmet çekmeden tırmandı ve karşı tarafa geçerek adamın yolunun önüne çıktı. Sivri kulakları vardı ve gözleri kırmızı parlıyordu; burnu da dik ve sivri idi.

Bir süre sonra Zıplayan Jack 3 kadın ve bir erkeğin içinde bulunduğu bir gruba saldıracaktır. Hepsi kaçtıysa da Polly Adams geri de kaldı. Zıplayan Jack onu buluzundan yakaladı, göğsüne yapıştı ve karnını pencelemeye başladı. Bu saldırı sırasında şuurunu kaybeden genç kızı polis baygın olarak bulacaktır.

1838 yılının 22 Şubatında 18 yaşındaki Jane Alsop evinin kapısının çalındığını duydu. Kapıyı açtığında karşısına çıkan siyah cübbeli bir adam ( zamanlar polisler siyah cübbe giyiyorlardı) “Ben bir polisim. Allah aşkına bana bir ışık getirin. Bu sokakta Zıplayan Jack’i sıkıştırdım” diye bağırıyordu. Jane babası ve iki kız kardeşi ile aynı evde oturuyordu. Adama ışık getirmek için geri döndü. Bir mum bularak adamın olduğu kapı ağzına döndü. Işık adamın garip yüzünü aydınlattı:  Bu Zıplayan Jack’ten başkası değildi. Aniden kızın yüzüne mavi-beyaz bir gaz püskürttü. Kız kaçmak istediyse de, yabancı onu saçlarından yakaladı. Bu sırada olay yerine gelen kız kardeşlerden biri kurbanı içeri çekmeye çalıştı. Zıplayan Jack telaşla uzaklaşana kadar bir süre kapının önünde görültü yapacaktır. Tanıklardan birine göre Jack, Jane’nin bahcesine paltosunu düşürerek kaçacaktır. Bazı görgü tanıkları Jack’in bir suç ortağı daha olduğunu söyleyeceklerdir.

Zıplayan Jack

Jane polise verdiği ifadede Zıplayan Jack’i şöyle anlatıyordu: “Kafasında büyükce bir kask vardı ve muşambayı andıran bir elbise giyiyordu. Elbiselerinden biri polislerin giydiği cübbeye benziyordu. Elleri oldukça soğuk; buz gibiydi ve penceleri çok güçlüydü. Ama en korkunçu gözleriydi. Ateş topları gibi yanıyordu“.

Zıplayan Jack’in saldırıları ve şımarıklıkları devam edecektir. 19 ncu yüz yıl boyunca İngiltere’nin neredeyse her yerinde görülecektir. 1830ların sonuna doğru bir ara ortadan kaybolduysa da, 1840 yılından 50 lere adar zaman zaman piyasaya çıkacaktır. 1870de bir nöbetçi bölüğünü korkutacak, karanlıktan ok gibi fırlayarak ıslak ve soğuk elleri ile onların suratlarını tokatlayarak, nöbetçi kulubesinin çatısına sıçrayacaktır. 1877’de kızgın kasaba halkı sokaklarda ardından ateş edeceklerdir. O sadece kahkahalar atarak karanlığa karışacaktır.

Zıplayan Jack

Bugün Zıplayan Jack’in kim veya ne olduğu hala bilinmemektedir. Onunla ilgili bir çok kitap, çizgi roman ve bir de sinema filmi vardır. Ve tabii pek çok teori ve sansasyonel açıklama…..

Kırk yıl kadar önce iki bilinmeyen araştırmacısı ile bir maceraperest ve bir ceset etrafında geçen olaylar hala sırrını korumaya devam etmektedir. Hansen isimli panayırcı bir sahtekar mıydı. Yoksa bir cinayet topluma farklı biçimde mi gösterildi ve para kaynağı yapıldı. Yoksa bilim tarihinin en büyük buluşu değer bilmez ellerde yok olup gitti?

Buzadamı Buzdan Lahdinin İçinde

1968 yılında biri bir bilim kurgu yazarı Ivan Sanderson ve diğeri Belçikalı bir tabiat bilimci Dr. Bernard Heuvelmans, üzeri kıllarla kaplı ve tam olarak insan olmayan bir yaratık hakkında söylentiler duyduklarında bir proje yürütmek için Sanderson ’un evinde bir araya geldiler.

Garip insan benzeri yaratık sahibi Hansen tarafından bir cam kabin içerisinde dondurularak korunmuş olarak ve “Buz devrinden kalma tek insan” etiketi altında 25 sent bedeli mukabilinde tüm Amerika Birleşik Devletlerinin bir ucundan diğerine gezerek meraklılarına gösteriliyordu.

Buzadamı Çizimleri Sanderson ve Heuvelmans birlikte araçlarını Hansen ’in küçük treylerini park ettiği çiftliğine gittiler. Yaratığı incelediler ve netice itibarıyla bunun bir Neanderthal adam veya bir Kocaayak olduğuna ikna oldular.

Hansen’in iznini alarak yaratık üzerinde üç gün süren daha geniş kapsamlı incelemelerine başladılar. Önlerinde duran şey gerçekti ve kesinlikle bir aldatmaca söz konusu değildi. Delilleri arasında eriyen kısımlardan dışarıya çıkan et parçalarında kokuşma ve çürümeler vardı. Ayrıca yaratığın gözünden vurularak öldürüldüğünü kayıtlarına geçirdiler.

Hansen bu yaratığın nereden temin edildiği konusunda asıl sahibine söz verdiği için hiç bir açıklama yapamayacağını söylemiştir. Hansen’in anlattığına göre bu ganimetin asıl maliki Kaliforniyalı egzantrik milyoner bir iş adamıydı. Sonununda Hanser Doktor Heuvelmans ve Ivan Sanderson’a eğer başkalarına anlatmama sözü verirlerse yaratığın nasıl temin edildiğini ve nerede bulunduğunu anlatabileceğini söylediyse de ne Heuvelmans ne de Sanderson böyle bir söz veremeyeceklerini belirttiler. Böylece Karadamın orjinine ilişkin tarihsel hikayeye bir cevap alamadılar.

Bununla ilgili hiçbir kayıt bulunmamasına rağmen, Heuvelmans yaratığın Vietnam savaşı sırasında vurulduğu ve askerler için kullanılan ‘ceset torbası’ içinde Amerikaya getirildiği sonucuna vardı. “Preliminary Note on a Specimen Preserved in Ice; Unknown Living Hominid – Buz içinde Korunan Tür üzerine Giriş Notu: Bilinmeyen İnsansı-Varlık.” başlığı altında bir yazısını Belçika Tabiat Bilimleri Enstitüsüne gönderdi. Sanderson aynı konu ile ilgili “Living Fossil – Yaşayan Fosil” alı makalesini Argosy Dergisinde yayınlattı.
Makaleler yayınlandıktan sonra Sanderson’un Dr. John Napier’e ulaşarak yaratık üzerinde daha geniş ve tam bir bilimsel araştırma yapılmasını istemesiyle Smithsonian Enstitüsü işin içine iyice girdi. Bazı tartışmalardan sonra Smithsonian’ın başındaki yöneticiler cinayet teorisini yeniden gözden geçirdiler ve işin FBI ı ilgilendiren bir ırk katliamı olduğu sonucuna vardılar. Ancak, FBI ın başkanı J. Edgar Hoover varlık eğer canlı bir insan değilse onları koruyan her hangi bir yasa olmadığını belirtti.

Tabloit Naional Bulletin gazetesinin Helen Westring isminde bir bayanın yaratığı kendisinin vurduğuna dair hikayesini basmasıyla bu kez konu kamuoyunun önüne geldi. Kadının söylediklerine göre yaratık 1966 senesinde Minnesota’da Bemidji bölgesinde kendisine saldırmış ve onu vurmuştu. Sağ gözünden tek atışla vurduğunu söylemekteydi. 1967 yılında özel efektlerle bezenmiş “Iceman-Buzadamı” adlı film eş zamanlı olarak gösterimdedir. Disneyland’a çizimler yapan Howard Ball ve oğlu Kenneth “sanatçı gözüyle Cro-Magnon adamı” olarak adlandırdıkları “kafatası kırılmış ve bir gözü dışarı fırlamış” lastikten bir taklit yapmışlardı.

Hansen ve Buzadamı Sergide

Hansen hiçbir zaman orijinal yaratığın bir model olduğunu açık bir şekilde ne belirtti ve ne de aksini reddetti. Yaptığı resmi açıklamada yaratığı isimsiz bir milyonerden üzerinde inceleme yapılmasına izin verilmemesi şartıyla satın aldığını bildirdi. Smithsonian ilgisini çok çabuk kaybetti ve olayı bir aldatmaca olarak kayıtlarına geçirdi. Sanderson ve Heuvelmans bundan sonra yaratık hakkında hiçbir açıklama yapmadılar. İki yıl kadar sonra Hansen’in şöhretini korumak için “buz adamı” yok ettiği söylentisi ortalıkta dolaşmaya başladı. Buna rağmen kopyaları zaman zaman panayır yerlerinde teşhir edildi ve daha sonra Hansen’le birlikte tarih oldular…

17nci yüzyılda İngiltere büyük bir savaşın içine girmiş, ülke büyük çalkantılar yaşamaktadır. Bu dönem içinde halkın kontrolü zorlaşmaya başlamış ve halk arasında savaştan dolayı soylulara yönelik hoşnutsuzluk artmıştır. Bu kargaşa ortamı içinde Kral Charles zaten ülkede uygulanmakta olan cadı avcılığı ile halkı korkutma ve kendine bağlayamaya karar verdi. Böylece tarihin en önemli Cadı Avcısı Matthew Hopkins görevlendirildi.

Matthew Hopkins; Cadı Avcılarının Generali

Matthew Hopkins 17nci yüzyıl İngilteresinin en meşhur cadı avcısıydı. Aslında bir papazın oğluydu. iyi bir din ve hukuk öğrenimi görmüştü. Gittikçe artan şiddet duygusu, güvensizlik, İngiliz Sivil Savşı boyunca ortaya çıkan dini heyecan tabiatdışı olaylara yönelimi de arttıracaktır. Matthew Hopkins işte böyle bir atmosfer içinde ortaya çıkacaktır.

Meslek hayatı boyunca Cadı-Avcısı Hopkins, 200 ila 400 arası kimseyi büyücülükle suçlacaktır. Bu korku saltanatı ilk olarak 1644’de Essex’de başlayacaktır. Tek bacaklı Elizabeth Clarke Tanrı düşmanlarını arayan Hopkins’in ilk kurbanı olacaktır ve onun sorgulanması sırasında zavallı kadın işbirlikçisi olan otuz-bir kişinin ismini de verecektir. Böylece bir seferinde otuz iki cadıyı tespit ederek yakarak kendi döneminde korkunç bir şöhret edinecektir Hopkins.

Hopkins’in kariyeri mütevazi bir şekilde başlamışsa da şöhreti hızla yayıldı ve tabii ki kibiri de arttı. İlk olarak kendini “Witch-Finder General – Cadı Avcılarının Generali” ilan etti. O dönemde saray tarafından görevlendirilen cadı avcıları gittikleri kasabalarda açlık, fakirlik, hastalık gibi uğursuzluğa sebebiyet verdiği inanılan cadıları tespit etmek, yargılamak(işkence etmek) ve cezalandırmak için para almaktaydılar. Matthew Hopkins yapacağı işler karşısında çok yüksek ücretler istemeye başladı. O zamanlar ortalama günlük çalışma ücreti iki pens iken, Hopkins bir kasabayı cadılardan kurtarmak için 20 sterlin istemekteydi. İşkence yapmak kanunla yasaklandığı ve sıkı şekilde takip edildiğinden Hopkins ve hizmetkarları kurbanı itirafa zorlamak için onun uyumasına engel olur; günlerce uykusuz tutarlardı. böylece güya işkence olmaksızın gayet insani bir biçimde cadıları açığa çıkardıklarına inanırlardı. Ancak kapalı kapılar ardında geçen ve kurbanın bu işlemler sonunda konuşmaya bile mecali kalmadığı bu insanlık dışı uygulamalar sırasında Hopkins aşırılığa kaçtığını da ağzından kaçırmaktaydı.

Cadı Yargılaması

Dıştan bakıldığında oldukça dürüst ve azimli görünen Matthew Hopkins aslıda mahkumiyeti sağlamak için akla gelmedik hilelere başvururdu. İçten pazarlıklı, hırslı ve paragöz bir adamdı. Ustalığını kanıtlamak için türlü hilelere baş vurmakta çekinmezdi. Cadıların yaralarının kanamadığına inanıldığı için Hopkins kurbanının derisine vurduğunda içeriye geçen ve onu yaralamayan bir bıçak yaptırmıştı. Uzmanlık alanlarından biri de yaşlı kadınları sorguya çekmekti. Örneğin Faith Mills yaptığı sorgulamalar sonunda kendisi ve Tom,Robertve John adıyla bilinen üç evcil kuşunun bir inek yaratarak domuz ahırının üzerine düşürdüklerini ve at arabasının bu nedenle kırıldığını ikrar etmiştir. Böylece Faith Mills asılacaktır.

Büyücüyü açığa çıkarmanın bir başka metodu sanığı göle atmaktır.Cadılar vaftiz edilmediklerinden su onları reddedeceği ve batmayacakları inancı hakimdi. Bunun tespiti için iki metod kullanılmaktaydı. Birincisi suçlu bir sandalyeye bağlanır ve oturur pozisyonda suya batırılıdı. Tabi ip yeterince bırakılmadığı için kurban suyun üstünde kalır ve cadılığı kanıtlanmış olurdu.

Cadı Banyosu

Diğer metotta ise kurban elleri ve ayakları birlikte bağlanarak suya atılırdı. Suyun üstünde kalırsa cadı olduğu anlışıldı. Ancak bu metodta pek cadı tespiti yapılamazdı. Çünkü cadılık ile itham edilen genelde suya batar ve yüzme bilse bile boğulur ve böylece masum olduğu açığa çıkardı. Eğer suçlu yüzerse mahkum olur, suya batarsa masum olduğu anlaşılır. İnanılanın aksine kurban boğulmaz, bağlı olduğu ip çekilmek suretiyle suyun dışına çıkarılırdı.

Suya Atılan Cadı

70 yaşındaki eski bölge papazı John Lowe bu uygulamaya tabi tutulmuştur. Üç gün üç gece uykusuzluktan ve ayaklarının altı su toplayana kadar durmaksızın yürütüldükten sonra göle atıldı. Ancak gene Hopksin’in yardımcıları ile birlikte hileleri ile zavallı adam bir türlü suya batmadı ve yüzme bilmesine rağmen bir türlü de yüzemedi. Rahiplerin kendini ziyaret etmesini istemedi ve darağacına giderken kendi cenaze duasını kendi okudu.

Vincent Price Cadı Avcısı Matthew Hopkins Rolünde

Bir süre sonra yaptığı vahşilikler o dönemin Avrupalısı için bile fazlasıyla insafsız olduğu anlaşılmaya başlanacaktır. Bu katliamlar sürerken bazı kasabalar Hopkins’in girişine izin vermemeye başlayacaktır. Onun metodlarına karşı artan bir kızgın kesim ortaya çıkacaktır. Papaz John Gaule 1646 yılında yayınladığı “Select Cases of Conscience Towards Witches and Witchcraft” adlı kitapçığında onun metodlarını açığa vuracaktır. Hatta Cadı-avcısı Generalinin gerçekte bir cadı olduğunu iddia edecektir.

Cadı Avcısı General Matthew Hopkins!!!

Hopkins karşılık olarak “Büyücüleri Keşfetmek” adlı bir kitap yayınladıysa da şöhreti yerle bir olmuştur.

Gittikçe daha az kasaba onun hizmetlerini talep etmeye başlayacaktır. Ölümü tamamiyle sır olacaktır. Onun veremden öldüğü söylenir. Ancak bazılarına göre gittiği bir kasabada büyücülükle suçlanarak halk tarafından linç edilmiştir.

Witchfinder General Vincent Price

Ancak Hopkins herşeye rağmen gerek görünümü ve gerekse yaptıkları ile fantastik ve korku edebiyatında klasik cadı avcısı profilini oluşturcaktır. Filmlerde gördüğümüz sakıllı, sivri uzun şapkalı kara elbiseli ortaçağ soylusu görünümündeki cadı avcılarının hepsi aslında Hopkins’in birer kopyasıdır. 1968 yılında yönetmen Michael Reeves tarafından çekilen ve baş rolünü ünlü korku filmleri artisi olan Vincent Price’ın oynadığı “Witchfinder General- Cadıavcısı General” isimli film tüm sansürlemelere rağmen gösterime girdiği tüm ülkelerde gişe rekorları kıracaktır.

General Cadı Avcısı

Bu yapıt 2005 tarihinde Total Film dergisi tarafından “tüm zamanın en korkunç 15 filminden biri olarak” seçilecektir. Film gösterime girdiği ülkelerde “Yılın En Çok Şiddet içeren Filmi” olarak tanıtılmış ve afişlerinde “Çocuklarınızı evden çıkartmayın, hatta mideniz sağlam değilse sizde onunla kalın” sloganı ile sunulmuştu.

Mary Toft

Tarihe geçen en büyük kandırmacalardan biri Mary Toft isimli kadın tarafından yapılmıştır. Bu kadın şeytanın bile aklına gelmeyecek bir dolandırıcılık girişiminde bulunarak tarihe geçmiştir.

1726 başlarında cerrah John Howard, Godalming’de bulunan Mary Toft’un evine çağırıldı. İnanmayacaksınız ama; burada bir tavşanını doğumunu yaptırdı. Evet Mary Toft tavşan doğurmaktaydı. Yavru tavşan ölüydü. Sonraki bir kaç hafta içinde buna benzer sekiz doğuma daha katıldı. Bunların hepsinde tavşanlar ölü doğdu.

John Howard yakındaki kentlerde bulunan cerrahlara mektuplar yazarak bu garip ve imkansız doğumun araştırılması için kendisine yardım etmelerini istedi. İki seçkin doktor bu talebe karşılık verdi. Biri Kral I. George’nin anatomist hekimi Nathanael St. Andre ve diğeri Londralı kadın doğum uzmanı Sir Richard Manningham idi. Mary Toft, bu doktorlara yakın tarihte bir çocuk düşürdüğünü ve canın devamlı tavşan eti yemek istediğini söyledi. Rüyalarında eteğinden çıkan tavşanlar görmüştü. Bundan sonra tavşan doğurmaya başlayacaktı.

Üç doktorun hazır bulunduğu yeni hamileliklerde toplam onsekiz adet tavşan doğmu daha olacaktır. Bunlardan bazıları tamamıyle biçimsiz tavşan etiydi. Doktorlar hayretler içinde incelemelerini tamamladılar ve fenomenin gerçekliğini açıkladılar. Ölü tavşanlardan birinin akçiğerlerini su dolu bir kaba koydular ve içinden hava kabarcıkları çıktığını gördüler. Bu tavşanların doğumdan önce canlı olduklarını kanıtlamaktaydı. Bu doğumlarda göbek bağı ve plazentanın oluşmadığı dikkatlerini çekecektir.

Bu durum ortada bir sahtekarlık olduğunu gösterdiği halde St. Andre olayın gerçek olduğunu açıkladı ve 1726’da bir kitap yayınladı.

Böylece olay tüm ülkede duyuldu. Bir kaç kişi Mary’nin kocasının aleni olarak karısına tavşan getirdiğini gördüklerini ileri sürdüler. Bunun üzerine doktor Richard Manningham Mary’yi eğer olayın gerçeğini anlatmazsa rahmini kontrol edeceği şeklinde tehdit etti. Böylece Mary Toft aslında tavşanları rahmine kendisinin koyduğunu ve doğum sırasında burada çıkardığını anlattı. Böylece olayın bir düzmece olduğu anlaşıldı. John Howard ve Nathanael St. Andre’nin mesleki kariyerleri yerle bir oldu.

Tavşan Doğuran Kadın