Rajasthan Times isimli mahalli gazeteye göre Hindistan’ın gözden uzak ormanlık alan olan Madhya Pradesh eyaletinin Hoshangabad bölgesinde şaşırtıcı bir mağara resmi keşfedildi.

Bir grup antropolojist bölgede yaptıkları araştırmalar sırasında tarihöncesine ait mağara resimleri keşfettiler. İçlerinden bir hemen diğerlerinden ayrılmaktaydı. Aşağıdaki mağara resminde tek parça tulum giyen bir varlık ve hemen yanında bir UFO görülmektedir. Üstte bulunan garip cismin ise içinde uçan daireleri çıktığı Ana Gemi olduğu tahmin edilmektedir.

Resmi bizzat gidip yerinde inceleyen mahalli Arkeolog Vesim Han cisimleri ve yaratığın doğal görünümde olmadığını, diğer çizimlerle karşılaştırıldığında farklılık gösterdiğini belirtmiştir. Türkiye’de Dankencilik olarak bilinen ‘Antik Astronotlar Teorisi’ni çağrıştıran ve 2010 şubat ayında keşfedilen mağara resmi daha uzunca bir süre gündemde kalacak gibi.

Buna benzer başlaca bir mağara çizimi Avustralya Kıtasında Kimberleys yakınlarında Regent Nehri vadisinde bulunmuştu. Aslında oldukça sansasyonel olan bu resim bir o kadar da az tanınmaktadır.

Sanatçı kaskının üstünde anteni olan uzaylı astronot, ardında bir UFO çizmekle kalmamış aynı zamanda karşısında hiçte  Avustralyalı olmayan Babilli görünümlü sakallı bir adam ve iki Avrupalı kadında eklemiştir. Resim sanki antik zamanda gerçekleşen bir ‘Kaçırılma Olayını’  anlatmaktadır. Bazı araştırmacılara göre resimdeki yazılar Proto-Türkçedir. Yani nereden baksanız bakın muamma yüklüdür.

Reklamlar

1973 yılında yayınlanan Pursuit Dergisinin 6ncı sayısının 69-70 sayfalarında oldukça ilgi çekici bir haber yer  almaktaydı.

 

Derginin haberine göre 1880 senesinde Amerikanın Pensilvanya eyaletinde bulunan Bradford Kasabası yakınlarındaki Sayre höyüğünde birden fazla boynuzlu insan kafası yüzeye çıkarılmıştı. Yapılan testlerde M.Ö. 1200 yıllarında gömüldüğü tespit edilen bu insanların tahmini 2 metre 10 cm boylarında oldukları tespit edildi. Dev vücut ölçüleri ve kafalarının üzerindeki yaklaşık 6-7 cm. uzunluğundaki boynuzlar dışında iskeletler oldukca doğal gözükmekteydi.

Kafatasları o zamanlarda Presbyterian Kilisesi tarih bölümünde Prof. A. B. Skinner ve American Investigating Museum’da çalışan Prof. W.K. Morehead tarafından detaylı olarak incelendi. Massechusetts’dek müzeye gönderilen kafatasları daha sonra buradan çalındığı iddia edilerek hiç bir zaman ortaya çıkarılmadı.

Ve böylece buluş sansasyonel bir şekilde ortadan kaldırıldı. Geriye sadece bir kaç satırlık dergi ve gazete haberi kaldı.

‘Şeytan ırkına ait kafatasları’ hala sır olarak kalmıştır. (SAKLI SİTE)

Kamboçya’da bulunan Angkor Tapınağı antik dünyanın en önemli yapılarından biridir. 8nci yy.dan 14ncü yüzyıla kadar hükümdarlık sürmüş olan Khmer İmparatorluğu zamanda işaa edildiği bilinen tapınak günümüzde en populer turistik merkezlerdendir.

Bu yılın şubat ayı içinde kriptozoologların ilgisini çeken bir kabartmanın resimleri internette yer almaya başladı.

Kabartmada bariz bir biçimde 65 milyon yılönce yaşamış ve dünya sahnesinden çekilmiş Stegosoros (Stegosaur stenops) görülmektedir.

Günümüz gergedanlarını anımsatan bu dinazor çağdaş bilim adamlarına göre hiç bir zaman insanlar tarafından canlı olarak görülmemiştir. Bizler onun varlığını ancak 20nci yüzyılda yapılan paleoantolojik kazılarda çıkan kemiklerin yeniden bir araya getirilmesiyle öğrendik.

Pekiyi durum böyle ise bu kabartmayı yapan sanatcı neyi model olarak kullanmış olabilir?

Bazılarına göre tapınak duvarındaki resim bir gergeden veya su aygırına aittir. Kimileri ise bu oymanın modern bir sahtekarlık ürünü olduğuna inanmaktadır. Turistler çekmek için yeni bir düzenleme olabilir. Belki de bu hayvan yakın tarihe kadar yaşamış da olabilir.

TV kanalı yayının canlı olması sebebiyle kesinlikle bir hile olmadığını açıkladı.

Ağustos 2010 tarihinde Canlı yayında arka planda aniden ortaya çıkan garip yaratığa dair aşağıdaki videoyu izleyin.

Yorum yazmayı unutmayın.

 

 

Charlie Chaplin’in 1928 yapımı ‘The Circus’ (Sirk) adlı filminin DVD’sinde bulunan görüntü görenleri şaşkına çeviriyor. Amerikalı bir ‘sinefil’ George Clark tarafından ortaya çıkarılan görüntüler, “Charlie Chaplin Box Set”in ‘Ekstralar’ bölümünde yer alıyor. Görüntüler, ‘The Circus’ın Hollywood prömiyerinde çekilmiş.

 

Bu kafa karıştıran görüntülerde, yaşlı bir kadın sol elini kulağına dayamış bir şekilde konuşuyor. Önünde yürüyen adam dışında konuşabileceği bir insan yok yaşlı kadının etrafında. Kadının yüz ifadeleri ve hareketleri, günümüzde aşina olduğumuz, yolda yürürken cep telefonuyla konuşan bir insan gibi.

 

ZAMAN YOLCUSU MU?

George Clark, bu görüntüleri 100’den fazla insana gösterdiğini ve hâlâ mantıklı bir açıklama bulamadıklarını söylüyor. Kimileri yaşlı kadının portatif bir radyo dinlediğini söylüyor ama bu konuşuyor olmasıyla çelişen bir durum. Kimileriyse kadının bir “şizofren” olabileceğini söylüyorlar. Kadının kendisini çeken kameradan yüzünü gizlemeye çalışıyor olması da ihtimal dahilinde.

İşin bir diğer boyutu da çoğu kişinin, bu yaşlı kadının bir “zaman yolcusu” olduğuna inanması!

Bir süredir medyada 2012 yılında gerçekleşmesi ihtimali olan bir felaket haberi halka duyurulmaktadır. 21 Aralık 2012 ve devamında 2013 yıllarında meydana geleceği tahmin edilen Güneş Fırtınası Dünyayı dijital medeniyetten uzaklaştıracak mıdır?.. Bunun dışında etkisi ne olacaktır?

Bundan 150 yıl önce, çok güçlü bir güneş fırtınası Avrupa ve Amerika genelindeki tüm telgraf kablolarını kül etti ve tüm gökyüzü elektrik yüklendi. Güneşin son zamanlarda yeniden hareketlenmesi, bilim insanlarına dünyadaki modern çağın sonunu getirebilecek bir felaketin yaşanabileceği endişesi yaşatıyor.

Geçtiğimiz hafta Güneş’te yaşanan patlamalar, Dünya’ya doğru hareket eden elektrik yüklü gaz dalgalarının oluşmasına neden oldu. “Güneş tsunamisi” olarak adlandırılan olayın gerçekleştiği günün ertesinde, BBC “Aurolar” olarak bilinen Kuzey/Güney Işıkları’nın güneye doğru kaymakta olduğunu belirtti. Buradaki önemli nokta ise, Aurolar’ın da yüklü gaz parçacıklarından oluşması. Bu yazı https://saklisite.wordpress.com adresinden alınmıştır..

Son gelişmeler ışığında, Güneş tsunamisi ve Kuzey Işıklarının yer değiştirmesi gibi olaylar Dünya’nın manyetik alanını doğrudan etkileyebilir. Dünya’ya doğru ilerleyen yüklü gaz parçacıkları manyetik alanları bozabileceği gibi, Kuzey Işıklarının manyetik alanı Dünya’nın manyetik alanıyla etkileşerek olumsuz gelişmelere neden olabilir.

Bundan 151 yıl önce yaşanan Büyük Güneş Fırtınası o kadar güçlüydü ki, 24 saat içinde Kuzey Amerika genelinde birçok noktada gökyüzü kırmızı, yeşil ve mor renklerle parlamaya başladı. Madenciler gecenin bir yarısı işe gitmek için uyandı, gazeteler Küba’ya kadar uzanan bir bölgede Kuzey Amerika’da gündüz yaşandığını yazdı.

MANYETİK ALANLARIN ÇARPIŞMASI

Gökyüzündeki bu parlaklığa, Güneş fırtınası parçacıklarının çok büyük bir ölçekte Dünya atmosferinin üst katmanlarıyla çarpışması neden oldu. Bu çarpışma o kadar etkiliydi ki, dünyanın dört bir yanındaki telgraf hatları kullanılmaz hale geldi, hatta kıvılcımlar saçarak yanmaya başladı. Bu yazı https://saklisite.wordpress.com adresinden alınmıştır..

Telgrafçılar, hatalara elektrik gönderen bataryaların kablolarla olan bağlantısı kesmesi de bu durumu engelleyemedi. Aurora’nın neden olduğu elektrik akımı o kadar güçlüydü ki, atmosferden yüklenen hatlar mesaj iletmeye devam etti. Tüm pusulalar saatlerce kuzeyi gösterecek şekilde kilitlendi.

Şüphesiz, 19’uncu yüzyılın ortasındaki insanlık, Güneş fırtınasının etkilerini bugünkü kadar iyi değerlendiremezdi. O yıl Mors alfabesi kullanan telgraf sistemi henüz 15 yıldan beri geçerliydi. Uydudan televizyon yayını, bankamatik, internet, cep telefonları, iPad, büyük elektrik şebekeleri GPS uydu yön bulma sistemi gibi teknolojiler hayal bile edilemezdi.

Ancak 1859 yılında insanlığın telgraf dışında yaygın telekomünikasyon sistemi kullanmaması, Güneş fırtınası felaketinden çok az zararla çıkmasını sağladı. Bugün ise, aynı şeyin yaşanması haline Dünya çok büyük bir bedel ödeyebilir.

YA BAŞIMIZA GELİRSE

Yaşandığı gün dünyadaki tüm telgraf hatlarını yakan bir Güneş fırtınasının benzerinin 2012 veya 2013’te yaşanması, bankacılık, iletişim, sağlık, bilgisayar, ulaşım ve milyarlarca insana elektrik ulaştıran enerji şebekelerinin çökmesine ve dünyanın kaosa sürüklenmesine neden olabilir.

Eskisinden daha şiddetli bir “Güneş parlaması”, günlerce, haftalarca, hatta aylarca sürebilecek bir taş devri dönemi başlatabilir. Bilim insanları, yaşanabilecek bir Güneş fırtınasının bir Güneş lekesinden doğacak patlamanın büyüklüğüne bağlı olduğunu belirtti. Bu yazı https://saklisite.wordpress.com adresinden alınmıştır..

Dünyayı sarsabilecek büyüklükte dev bir Güneş fırtınasının her 250 yılda bir gerçekleşme ihtimali bulunuyor. Ancak bilim insanları, bu tür bir fırtınayı taşıdığı elektrik yükünün Dünya’nın atmosferine çarpmasına birkaç saat kalana kadar fark edemeyeceklerini ifade etti.

Uzmanlar, buna rağmen birkaç yüz uyduyu yanmadan önce güçten kesebilecek vakit bulabileceklerini belirtti. Ancak, elektrik şebekeleri ve bilgisayar ağlarını çok büyük bir risk taşıdığını belirten bilim insanları, elektriğin günlerce kesilebileceğini, bilgisayar sürücüleri ve sunucuların hasar görmemesi için yeraltında yedeklenmesi gerektiğini vurguladı. Aksi takdirde, çarpışan manyetik alanlarının oluşturduğu etkiden hiçbir şey kurtulamayacak. Bu yazı https://saklisite.wordpress.com adresinden alınmıştır..

Kaynak : Milliyet Gazetesi

Bilimadamları, dev yıldız “Betelgeuse”un hızlı şekil değiştirmesinin bir süpernova patlamasının işareti olabileceğini belirtiliyor. Kimi uzmanlara göre eğer patlama olursa evrene güneşinkine yakın ışık yayılabilir.

Rusya Uzay Ajansı “Roskosmos”un internet sitesinde yer alan habere göre, Hawaii’deki Mauna Kea yanardağının zirvesinde bulunan Keck Teleskobu vasıtasıyla ulaşılan verileri değerlendiren bilimadamları, Betelgeuse’nin son 16 yılda kutuplarından basılarak daha önce sahip olduğu yuvarlak şeklini hızla kaybettiğinin gözlendiğini aktardı.

Bilimadamları, dev yıldızda meydana gelen bu değişikliklerin; aylar, hatta haftalar içerisinde Betelgeuse’nin süpernova’ya dönüşeceğinin işareti olabileceğini öne sürüyor.Bazı bilimadamları, meydana gelecek patlamada yayılacak ışığın şiddetinin Ay’ın yansıttığı ışığa eşdeğer olacağını söylerken; kimi bilimadamları ise patlamanın çok daha parlak olacağını iddia ederek, Dünya’nın kısa süreliğine de olsa adeta iki “güneşi” olacağını savunuyor.

Patlamanın Dünya için tehlikeli olmadığını vurgulayan bilimadamları, patlama sonrasında oluşan zararlı parçacık dalgalarının yüzyıllarca sonra Yerküreye ulaşacağını belirtiyor.

‘BEYAZ GECELER’

Süpernova patlamasının 5-6 hafta süreceğini belirten bilimadamları, patlama zamanı yayılan ışık nedeniyle gezegenimizin bazı bölgelerinde, insanların “beyaz geceler”le tanışacağını (kutuplar ve yakınlarındaki aydınlık geceler), bazı bölgelerde ise gündüz aydınlığının 2-3 saat uzayacağını söylüyor.

NEBULA OLACAK


Patlamanın ardından Betelgeuse tamamen sönerek, insanlara bulutsu (Nebula) şeklinde görünecek.

YENGEÇ İKİ YIL PARLAMIŞTI

1054 yılında Çin ve Arap astronomlar tarafından kayıtlara alınan bir süpernova neticesinde oluşan Yengeç Bulutsusu (Crab Nebula), bize uzaklığının 6000 ışık yılı olmasına rağmen haftalarca Venüs’ten daha parlak görünmüş ve yaklaşık iki yıl boyunca da çıplak gözle izlenecek parlaklığa sahip olmuştu.

GÜNEŞİN BİN KATI

Yerküreye 500 ışık yılı uzaklıktaki Orion Takımyıldızı’nda yer alan dev Betelgeuse yıldızı, 4,5 milyar yaşındaki Güneş’e karşılık sadece birkaç milyon yaşında.

Güneş’in 1000 katı büyüklüğünde ve 100 bin katı parlaklığında olan Betelgeuse, Güneş Sistemi’nin merkezinde olsaydı büyüklüğüyle Merkür, Venüs ve Dünya’yı içine alarak Jüpiter’e dek uzanırdı.

Dev yıldızın yüzeyinde saptanan ortalama yüzey sıcaklığı, Güneş’in yüzey sıcaklığından 3 bin derece daha sıcak, 9 bin derece.

Kaynak : Milliyet Gazetesi İnternet Sitesi